Gard'ın Bu Sayısında Yer Alan Bazı Şairler

  • küçük İskender
  • Anita Sezgener
  • Arif Erguvan
  • Elif Karık
  • Emre Varışlı
  • Emel İrtem
  • Nalan Kurunç
  • Özgür Balaban
  • Zeynep Aygül
  • Müslüm Çizmeci

Çeviri Şiir

  • Rae Armantrout
  • Meg Johnson
  • Jeffery Beam

GARD 10, KİTAPÇILARDA!

Özne sözdür ve tanıklığı herkese açıktır, diyor Alain Touraine; ancak günbegün söz azalıyor, sözün hacmi daralıyor ve bütün tanıklıklar muğlaklaşıyor. Ne dersek diyelim, sözümüz bir erktekelci kıvranmanın izlerini taşır kılınıyor; Öznelerin karşılıklı olarak birbirinin Özneleşme süreçlerini tanıması ve her bir girişime saygı duyulması gerekliliği, yani Levinas’ın ahlakın “ötekinin yüzüne bakmak”la başladığını bas bas bağırması artık söz kategorisinde bile sayılmıyor. Belki öznelerin kendi özgürlükleri, kendi özgürlüklerinin yanında ötekilerin özgürlükleri için kalkıştığı toplumsal hareketlerin her seferinde şiire sirayet etmesi bu nedenle. Belki bu nedenle hâlâ Öznenin kendine, kendinde ötekine döneceği yerin şiir olarak belirmesi.

Gard, belki bu nedenle kendi gardlarını alanların bir araya geldiği bir mahfil olmaya devam ediyor, inatla.

Bu sayıda,

Onur Akyıl, meydanları ve meydanlardaki ölüleri kuşatan adamların dilinden konuşuyor: “önümüzde hiçbir yol yok / ne ayrılan ikiye / ne bir sabaha çıkan”

Ömür Özçetin, Onur’un çağırdığı geceden bir kış şafağına uzanıyor: “Kış ayakkabın topuğuna bastı biz ölmedik ama çok ölüm gördük”

İlayda Vurdum bu kez aynı kışın içinden umut kılığında bir mandalina bırakıyor sayfaya: “Kendini bir arada tutmaya çalışan / Bir mandalinayım belki de”

Ve, ilk şiirini daha öne Gard’da yayımladığımız Anıl Can Uğuz’un elinde bir mevsimlik giysiye dönüşüyor İlayda’nın mandalina kılığındaki umudu: “yine yaz gelir kısa kollu giyer herkes”

Gard’da ilk şiirini yayımladığımız diğer bir şair, Adem Göktaş bir adamın fantazmagorileri ile örüyor ölümü: “aşık bir adam ellerini yemeye başlıyor öğle arası”

Şair, kahindir ya da tam tersi, denmişti; insanlığın durmak bilmeyen katliamlarından en yakın zamanlı olanı Çağatay Olgun’un içine düşmüş demek ki aylar öncesi: “Artık zeytin ağaçlarının gövdesine sürülmüş entrikalardan öğrenilen / bir zamanımız var; mutlak antik!”

Ölüm bir ana tema, hem bu sayıda, hem bu coğrafyada, hem bu kürede; Kağan Uzuner’in yapacak çok şeyi yok,  elbette kuşatacak her birimizi bir öl koşulunda: “çatlarmış su da sıcaktan”

Sena İnce sekerek geçiyor ince dokunmuş eviçlerinden ve dizelerden...

Efe Tuşder, ölümlülüğü üleştiriyor insan bedeninin duyu organlarına: “kokum / bu leş / bu ses...”

Şiirlerine yeni yeni dergilerde rastlamaya başladığımız Ali İhsan Bayır, travmalarla bezenmiş yakın dönem siyasi tarihimizden bireysel bir travma eşliğinde, son çocukluktan ergenliğe uzanıyor; bilincini gözlerine kaydeden elleri ile: “Onlar eşitlik istiyordu, ben babama zam yapılsın / Onlar ahlaklı bir devrim istiyordu durmadan / Bense abimin okulunda varoluşçu kadın memelerini” (Not: Şiir ki kendini çoğaltmak ister, Ali İhsan'la aramızdaki e-posta alışverişinde kimi kaymaları ve gözden kaçmaları kendine açık belleyen, daha önce Peyniraltı Dergisi'nde yayımlanan bu şiir, buraya da sokuluvermiş, gelene dur demek olmaz. Gard'ın gelecek sayısında şairimizin yepyeni bir şiiri okurla buluşacak.)

İlk şiirini Gard’da yayımladığımız Serhat Sarı gün geçtikçe bir tuğla daha eklediği bir ironik platform inşa ediyor, kendi varlığı-yokluğu nedensizliğine: “Param bitmiş. Eder miyim? Ederimi alır mısınız?”

Ümit Aydın uzun bir dandik hadiseler yılının dökümünü yapıyor, gelecek yılların benzer dandik hadiseler yılları olmaması dileği ile: “amına korum ben böyle iki bin on dördün.”

Nostaljide bir parça hüzün olması belki birçok şeylerin yaşanamamışlığındandır; yaşanamayanların yalnızlığından ve karmaşıklığından. Mert Özel, bir tiyatro sahnesinde bireysel bir yaşanmışlıklar panaroması sunuyor okura, satır aralarında parlayan yaşanamamışlıklarıyla: “bedenimin sakıncasıdır ısmarladığınız bira”

Bu sayının çeviri şiirlerinde farklı ülkelerden şairleri ağırlıyoruz.

İsrailli şair, çevirmen ve editör Tal Nitzan doğduğu anda işkenceye uğramaya mahkum bırakılmış bebek bedenlerin şiirini örüyor, silahların nişangahları üzerinden: “nişan almayan gözünü açmadıysan / Maisun El-Hayk’ın yüzüne bakmak için / hiç görmemişsindir çocuk doğururken acı çekmeyi”. Alper Yahyagil çevirisi ile.

Amerikalı ödüllü şair August Kleinzahler seyyahların zamansızlığına çekiyor okuru: “Hava alanının ışıkları nabız gibi atar karanlığında sabahın”. Onur Çalı çevirisi ile.

Hindistan’ın önemli şairlerinden, Kritya Şiir Festivali’nin düzenleyicisi Rati Saxena bir baba ve kızın incelikli buluşmasını işliyor hastalığın bedenine: “Babası hasta kızın / ısınmaya başlıyor / güneş gibi.”

Gard, iyi okumalar ve sabır diler.

Gard’ı aşağıdaki kitabevlerinden edinebilirsiniz: 

ANKARA: Babil Kültür Sanat ve Fotoğraf Evi, İmge Kitabevi, Aleph Kitabevi, Tayfa Kitapkafe

ANTALYA: Öykü Sahaf

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

DENİZLİ: Hece Kitabevi

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy)

İZMİR: Yakın Kitabevi

KAYSERİ: Akabe Kitabevi

MALATYA: Fidan Kitabevi

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez)

 

GARD 9, KİTAPÇILARDA!

Havalar değişiyor, insanlar değişiyor, dünya değişiyor, evren değişiyor; hakikat arayışında kendine gerçeklikler inşa eden ve inşa ettiği her gerçekliğe ilk başta körü körüne bağlanan insanın gerçekliklerinin yıkıntılarından oluşan “gerçeklik terörü” kulesinin en tepesinde kan, vahşet, zulüm, riyakarlık, ziyan renklerinden özenle diktiği bayrak dalgalanmaya devam ediyor. “Üstümüzde bu ütüsüz gökyüzü”, yanımızda yöremizde her geçen gün artan kin ve nefret, altımızdan kayıp giden toprak… Artık harfler sözcüklerden kayıp gidiyor, her bir erk istencinde başkalarını/ötekini/”öbürsünü” sarmak, bağlamak, baskı altına almak için eğdirilen, büzdürülen bir alfabe, bir coğrafya, bir dev küre.

Bu dev kürede u/mut veren şeyler de olmuyor değil. Mesela, Alakarga tarafından yayımlanan İsahag Uygar Eskiciyan’ın “Pause Anıtı” isimli öykü kitabı, Yusuf Uğur Uğurel’in Yasakmeyve tarafından yayımlanan “Oysa Bu Yapraklar Beni İyileştirmeyecek” isimli şiir kitabı, Kaan Koç’un 6.45 tarafından yayımlanan “Biraz Konuşmasak” isimli şiir kitabı; internet üstünden yayına başlayan “Mosdmodern” ve “Kontra” dergileri; şiir ve eleştiri dergisi olarak yayına başlayan ve ikici sayısının çıkmasına ramak kalmış olan “Şerhh” dergisi; Otonom Yayınları tarafından yayımlanan Felix Guattari’nin “Kaçış Çizgileri” kitabı ve Türkçe’ye uzun bir aradan sonra çevrilen ve Ve Yayınevi tarafından yayımlanan George Santayana’nın “Şiirin Öğeleri ve İşlevi” kitabı... Belki daha niceleri. Küreyi arzu ve neşenin sarmalayacağı bir ağa dönüştürmek için direniyor.

Gard da 9. sayısı ile yolculuğunu sürdürüyor. Bu sayıda,

Mahir Karayazı, çocukluğun, insanın hep geri dönmeyi istediği düş evrenin ve kapital-devlet ilişkisinde, bu masum evrenin, arzu makinelerinin bütün ayarlarının bozulduğu incitilmişliğinin izini sürüyor: “misketlerimi bırakıyorum her sabah işe giderken”

Dünyada esen bütün rüzgarları heybesine toplayan bir şantörün mikrofonundan yankılı yankılı bağırıyor Onur Sakarya: “Seni seviyorum rum rum rum” 

Şiirini ilk kez okurla buluşturmaktan kıvanç duyduğumuz İlknur Şentürk, içinden akıp giden bir dilde sözcüklerin ete kemiğe büründüreceği bir teni arıyor: “Beniderisiniarayaniskeletkadındiyeçağırıyorlar.”

İnsanlığın artıklarından, karanlık katmanlarından ve rüyalarında bile bilinçdışının bilince sunmaya korktuklarından montajladığı bir ucube bedeni, steril filmlerle kaplanmış kentlerimizin sokaklarına salıveriyor Semih Yıldız, hepimizin davetli olduğu özenle hazırlanmış bir akşam yemeği kıvamımda: “işe ve patrona tabaktaki sunumu tekrarlıyorum yine de / tekrarın doğurgan midesinden kusularak, eş değer cisimlerle, sakin”

Çağrı Çığ Sığırcı, aklının anlık gelgitlerinde anlağın anıyla çarpışmasının bir portresini çiziyor uzun soluklu düzyazı şiirinde: “21 aralıkta kıyamet kopsaydı hiç üzülmeyecek insanlar tanıyorum.”

Bir tarih anlatısının kişilerinin kırık dökük yapma-etmelerinden tamamlanamayacağını, herkese göre bir tarihin dile gelmesinin imkansızlığını dolanıyor Özgür Balaban: “kaşgöz ettik şef garsona 3 başçavuş çömeltip / eller g3 şıngırtısı gözler çift okey kırmızı”

İlk şiirini Gard’a yayımladığımız Baran Can Sayın bu kez bir ötekine bir buket gül gibi uzattığı bir Eskişehir seması ile çıkıyor okurun karşısına: “o gün öfkeyle çarptığım gökyüzü hala / duruyor alnımda.”

Plastikle kaplanmış bir atmosferden, hiç kullanılmayan robotların arasına hüznün yerleştiği sözcüklerin cumhuriyetinden, gündelik olanın tam da ortasından bildiriyor Ömer Akay: “şimdiyse yirmiyedi yaşında, kelimelerle, büyük amerikan müziğiyle, elbette alışverişle, elbette çanakla ve plastikle kalakaldım.”

Gündelik olanın gündelik olarak bırakıldığı bir liriğin izinden gidiyor Canan Gezici; şairin ilk kez bir şiirinin okurla buluştuğunun altını çizmek gerekli: “deniz kenarına gelince hep seni arkandan / itmek geliyor içimden / kumrular da kafana pislerdi sen çırpınırken”

Son dönemlerde şiirlerine dergilerde rastlamaya başladığımız Recep Özkan, bir ağıt formunda etlendiriyor özlemi: “bekleyiş Tanrı’nın olağanca son çizgisidir / ki kuşlar böyle alacak ancak dallarını geri” 

Doğayı dokuduğu şiirinde Aysu Altunay, tarla kuşlarının, kambur taşların, cumbalı evlerin arasından geçiyor doğanın ruhu ile omuz omuza: “Her sokak bir kapıya açılıyor / İçe açılan her kapı bir aynaya...”

Ötekiyle karşılaşmanın en ince detayında, kendini ötekinin dünyasına açmanın/açabilmenin duyarlığında duruyor Eren Kolcuoğlu: “beni kur bir pencere dalgınlığına / beni kur bitkin bitkilerin susuzluğuna” 

*

Bu sene 9-12 Ekim tarihleri arasında Eskişehir, üç yıldır ara vermeden devam eden Uluslararası Şiir Buluşması’nın dördüncüsüne ev sahipliği yapacak. Onur konuğu olarak Ataol Behramoğlu’nun ağırlanacağı buluşmada, birçok şair de şiirlerini okuyacak. Bu sayının çeviri şiirlerini diğer ülkelerden gelecek olan şairlerin şiirlerine ayırmaya, okuru bu şairlere biraz daha yakın kılmaya  karar verdik.

Almaya ve Türkiye arasında mekik dokuyan şair Achim Wagner, Türkçe kaleme aldığı şiirinde bir anı ölümsüzleştiriyor: “şimdiden ellerimde / saklı çeşmenin / aralıksız yansıması”

Türkçe’den İngilizce’ye değerli çeviriler de yapan Gallerli şair Caroline Stockford, insanın doğanın doğallığına iliştirdiği yapaylığı görünür kılıyor bir sahil seyrinde, dalgalar krallığına sürüklenirken: “Hayatla bezeli hâlâ ormanın zemini / ama sarsılıyor meltem yerine akıntının tacizi ile.Şakir Özüdoğru çevirisi ile.

İtalyalı şair Zingonia Zingone, insanın kendine inşa ettiği hapishanenin tuğlarını sıralıyor dize dize: “Taş taş üstüne / habis duvarcı / öğrenir ilmini / ustalığın / özenini kiralık katilin.” A. Emre Cengiz çevirisi ile.

Fransalı şair Francis Combes, küresel dünya pazarında sanatçıların sürüldüğü topraklardan yayılan hastalıklı kokuyu koyuyor gözlerimiz önüne: “Ve sistem gerçekleştirecek mucizelerini gözlerinin önünde: / servet saltanatının altında bizzat gösterecek fakirliğin sebebini” Ümit Şener Ta çevirisi ile.

Filistinli savaş karşıtı, birçok önemli edebiyat ödülünün sahibi ünlü şair Ghassan Zaqtan gelecek yıl Yale Üniversitesi Yayınları arasından çıkacak yeni kitabından dizeler ile karşılıyor okuru: “ve diğerlerinin ölümünü haber verecek / bir kurtulan çıkmadı geceden” Onur Çalı çevirisi ile.

*

Gard, bundan sonra her ay Onur Çalı’nın hazırlayacağı bir köşe ile daha önce yayımlanmış bir öyküyü tekrar buluşturacak okurlarla. İnternet sitemizin Çevrimiçi Edebiyat bölümünde “Ayın Öyküsü” başlığında yer alacak sayfamızda Alakarga tarafından geçtiğimiz günlerde “Pause Anıtı” isimli öykü kitabı yayımlanan İsahag Uygar Eskiciyan ilk konuğumuz olacak. Sabırsızlanıyoruz.

*

Son olarak, Gard’ın ilk yılında çıkan sayılarını bir araya getirdiğimiz, el yapımı Gard Cilt-1 okurlara ulaşmaya hazır. Edinmek için Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adresine bir e-posta göndermeniz yeterli.

*

Gard iyi okumalar ve sakin geçecek bir sonbahar diler.

Gard’ı aşağıdaki kitabevlerinden edinebilirsiniz: 

ANTALYA: Öykü Sahaf

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

DENİZLİ: Hece Kitabevi

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy)

İZMİR: Yakın Kitabevi

KAYSERİ: Akabe Kitabevi

MALATYA: Fidan Kitabevi

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez)

Gard-8, Ağustos’un ilk haftası kitapçılarda!

Sıcak, savaş, deniz, katliam, kumsal, ölüm, sıcak, bireysel özgürlüklere müdahale, deniz, yeni bir açıklama, kumsal, yeni bir saçmalık... Ortadoğu’da yazın bilançosu ölen erkek, kadın ve çocuk sayıları; yıkılan, hasar gören, yaşanamaz hale gelen ev sayıları; tahrip edilen, kullanılamaz hale gelen okul, hastane, ibadethane sayıları ile tutuluyor. Medenileşen insanın istatistiklerle dünyayı anlama-açıklama ve dönüştürme düsturu ne yazık ki öldürme dürtüsünü ve açgözlülüğünü alt etmeye  yetmiyor. Jacques Ellul’ün sözün düşünün insanı bir veri iletim mekanizmasına indirgeyeceği görüşü, sibernetik biliminin insan hareketini önceden hesaplama ve ona göre tepki verebilen savaş makineleri üretme girişimleri ile birleştiğinde yukarıda değinilen bilanço, sözü direniş kalıplarına döken şiirin varolma gerekliliğinin en sağlam kanıtı olarak duruyor. Hangi tarzda ve hangi dilde olursa olsun şiirin, bu savaş-ölüm-kıyım makinesinin işleyişinde bir kısa devre yaratabilme ihtimali hayatta ve ayakta kalmayı sağlayan unsurlardan biri hâlâ.

Gard, bir ay gecikmeyle de olsa kendi yatağında akmaya gayret ediyor. Teknik sorunlardan dolayı Temmuz-Ağustos sayımız Ağustos başında kitapçılarda olacak.

Bu sayıda,

Eski Kül Dergisi’nin editörü Bilal Kolbüken uzun bir aradan sonra “hücrede” isimli şiiri ile aramıza dönüyor. Şairi daha sık görmek dileğiyle: beni yağlı bir tavayla dövdüler içim hâlâ cızırdar

Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” filminin setinde bulunmak için bir süre ortadan kaybolan Vural Uzundağ, bireyselleştirdiği bir coğrafyanın tenini yırtarak çıkıp geliyor; denizle buluşan çölünü ve yağmurla karışık fırtınalı bir iklimi bize taşıyarak: ölümle aramda / sahici bir günah gibi duran bu sonrasızlık kimin için?

erenokur, hayvanlar aleminin hoppası çekirge siluetinde organik tarımla üretilmiş kıpkırmızı bir insan dudağından bir diğerine zıplıyor: çekirgeler de yazılarını zıpladıkları kayalara yazılasınlar / ve desinler ki ey embesiller neslinizden ilham alıyoruz!

Dergilerde şiirlerine daha sık rastlamaya başladığımız Meryem Coşkunca, ölüm ayetleri ile inşa edilmiş bir yaz patikasından görünümler sunuyor: yalnız doğurgan kalpler bilir / çatladığı yerden gürleyen acıyı

2012 Cemal Süreya Ödülü’nü alan ve “Bisturi Düşleri” isimli kitabından sonra ortada pek görünmeyen Hakan Yirik, kendi kalbinden bir ötekinin yüzünün kartpostalını biçimliyor: bir kelime ne söyler ki kendinden başka

Onur Çalı yaz’dan yazı’ya düşürdüğü ahikularında aşkın yaz(ı) halinde dolanıyor: denize baktım / yoktun denizde ben de / kumdan sen yaptım

Kendi mitalogyasını kısa ama bir o kadar da gerilimli anlatılarla örmeye devam ediyor Mvstafa Berkay Işık: senin memelrinden emerim sussuzluğumu ve kendi terimi

Özlem Altun, toprakla cinayetin matematiğini kurduğu şiirinde henüz ölmemiş bir cesedin diliyle toprağa yeni bir formül nakşediyor: son bir şefkat gösterisi uman cesedin / kurumuş, kesif yoksunluğudur / Bir cinayeti cinayet kılan.

Umut Taylan, İstanbul – Teksas arasındaki esrarengiz hava tünelinde bulduğu çatlaktan geçip gittiği bir uzak gezegenden bildiriyor: Arkadaşlarımı buldum. Ve mutluyum. 

Daha önce “akla dair bilgelik kitabı I” isimli şiirini yayımladığımız Arda Karapınar, gaipten gelen seslerin an’a izdüşümlerini resmetmeye devam ediyor: bildiğim tek yuvarlak dünya

Saliha Yazgaç, kesip yapıştırdığı düşlerinden bir ambalaj sunuyor okura: Söz yapıştır, / Kes yapıştır, / Aybaşlarım, / Bağışlarım.

Emre Gürkan Kanmaz benliğinden kurduğu bir İstanbul masalında şimdinin içine yerleşen geçmişten el ediyor okura: Leblebi tozuyla genzinizi yakan geçmiş olacaktı buralarda

Gard’ın yeni isimlerinden Oya Özgün Hazan, sarp bir kıyıda dilimlenen niteliklerin hesabını tutuyor bir tekerleme ritminde: Çok işlevli dilimlendim / Rendeden çukur tabağa gitmemiş can derdim

Gard’ın diğer yeni bir isimi Süleyman Sabri Gençbir turist gibi gelip geçiyor, o kadar kısa ki ziyareti, ancak o an orada olanlar için görünür kendi.

“Bir Günahkarın Bilmesi Gerekenler” isimli kitabı, geçtiğimiz günlerde 6.45 Yayınları tarafından yayımlanan Emre Varışlı, kendine has sesinde ölümüne bir koşunun şampiyonluğu için hınca hınç bir mücadele veriyor: beni kötü pastanelerde sev / beni mecidiyeköy’de unut / beni kapalıçarşı’da dışla / beni ege’de belaya sal

Arif Erguvan gözlerini bir zaman balonuna dönüştürüp nesnelerin ve insanların izini sürüyor: eşyalar arasında kala kala bir şeye benzedim

küçük İskender, elimizdeki tek delil olan okyanusun dibinden Rilke’nin ruhunu çağırıyor ve sus pus oluyor dünya, uzay; sorumluluklarını yüklenen bireyin söyleyeceği tek şey kalıyor geriye: Gövdem sonsuz

*

Çeviri şiirler kısmında iki önemli şairi ağırlıyor bu sayısında Gard. Kanadalı şair Suzanne Buffam bir ev içi treninin penceresinden gördüklerini hizaya getiriyor mistik bir duyuşla, Şakir Özüdoğru çevirisi ile: İsimlerini tekrar ediyorum bildiğim bütün şehirlerin / Ve bir karıncayı izliyorum eğri büğrü gölgesini evine sürükleyen.

Birçok önemli ödül sahibi Amerikalı şair Rafael Campo, aldığı tıp eğitimini insan bedeninin içine bakarken kullandığı sezgisiyle bir şamanın esrikliğine dönüştürüyor: İçine bakmıştım başka bir insanın ağzının, / Ve görmüştüm kimsesizliğini dünyanın. Zeynep Aygül ve Şakir Özüdoğru çevirisi ile.

*

Teknik nedenlerden dolayı bu sayının basımını gerçekleştiremediğimiz bir ay içinde de boş durmadık ve henüz ilkini yapabilmiş olsak da ileriki günlerde daha sık olmasını plandığımız bir radyo programına başladık. Gard şairlerinden şiirlerin okuduğumuz programa ulaşmak için tıklayınız.

Bir yandan da Gard’ın birinci yılında yayımladığımız altı sayıyı bir araya getiren Gard Cilt-1’i hazırladık. Çok sınırlı sayıda üretilen Gard Cilt-1’i edinmek için Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. adresine e-posta gönderiniz.

Gard, keyifli okumalar diler.

Gard Şiir Dergisi’ne aşağıdaki kitapçılardan ulaşılabilir:

ANKARA: İmge Kitabevi

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

ÇANAKKALE: Divit Kitabevi

DENİZLİ: Hece Kitabevi 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy)

İZMİR: Yakın Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

MALATYA: Fidan Kitabevi

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez), Antik Sahaf (Tarsus)

*

Önemli bir not:

Önceki sayımızda yayımlanan İsahag Uygar Eskiciyan’a ait “Beslenme Çantası İki Farklı Öğün” isimli şiir teknik bir hatadan dolayı eksik basılmıştır. Şiirin tam ve doğru haline buraya tıklayarak ya da “Gard Seçki” bölümünden ulaşabilişiniz.

Şairimizden ve okurlarımızdan özür dileriz.

Gard 7, Nihayet!

Gezi direnişinin yıldönümü yaklaşırken, direnişte ve devam eden süreçte yaşadığımız kayıpların dehşeti daha yatışmamışken bu sefer de Soma’daki maden işçileri katliamı ile sarsıldık. Biz tam Turgut Uyar’ın “yaz günü kim ister ki öldüğünü” dizesiyle yazın ölümle anıştırılmasının ağırlığını sırtlanmaya çalışırken, kışlarımızı yaz kılan maden işçilerinin ölümüyle şok olduk. İktidarın duyarsız, duyarsız olduğu kadar pervasız açıklamaları ise istifini bozmayan koltuk sahiplerinin ağızlarından dökülmeye devam ediyor. Zamanında Adorno’nun dediği gibi artık şiir yazılabilir ya da şiir aynı kalabilir mi, bilmiyoruz, ama son yıllarda art arda sarsılan bünyelerimizin bu yaşananları gündeliğin olan akışı olarak kabul edemeyeceğini biliyoruz ve tramvanın dönüştürücü gücüne inanıyoruz.

Gard bu sayısında deneysele göz kırpan şiirlerle çıkıyor okurun karşısına. Mal, hizmet ve düşüncelerin hızla dolaşabildiği bir dünyada, söylemlerin ve hak ihlallerinin hapsettiği bedenlerin şiirleri olarak okunsun bunlar; kimisi bir çağrı, kimisi bir durum tespiti, kimisi coşkulu bir başkaldırı söylevi; ama hepsi araya sıkışmışlığın, hakikat yokluğunun, entelektüel tecavüzün ve bedensel ihlallerin sözleri.

Bu sayıda,

İsahag Uygar Eskiciyan, başka başka iki Mehmet’in bir uzamda bir araya gelişinde nasıl farklarla inşa edildiğinin Mehmet’lerin gözünden izini sürüyor; beslenme çantasında korkuyu taşıyarak: “korkuyu yiyorum, bildiğiniz korkuyu”

Gezi’nin farklılıkları ile bir arada olan ve tam da sadece bu farklılıklarla bir arada oluşun mümkün olabildiğini gösteren çocuklarını kutsadığı şiirinde Arif Erguvan “hey bu çocuklar çok caz / kimse yetmez kimse yetmez / bir ferahlığa mı girdim / koşun bu ferahlık çok caz” diyerek yeni ve yeniden komünlere çağırıyor okuru.

Fatma Nur Türk, bölüm bölüm, aynalar ve çevrimiçi alışveriş sitelerinde geçen yaşamları için bir kılavuz sunuyor Y ve Z kuşaklarının kadınları için: “aradığımız yumuşaklık ve koruma hangi pakette yahu / ve bizim, / kocam hayatını sadece benim saadetime adamaya hazır biri / beni en çok etkileyen bu oldu diyen ahbaplarımız da var”

Bursa’dan İstanbul’a bir Zürafa Sokak göçünü inceliyor İlyaz Bingül, sayfaya hükmedenin burayı ötekinin sesine açması gerekliliğine adanmış bir gazeteci duyarlığında: “ben zürafa mektebinde okudum / tam hatırlamıyor annem yedisinde sekizinde ilk adım atmışım buraya”

Tekno-bilimin sınır deneylerinde sizlerden olan binleri bir karargahta bağrışlarına terk edilmiş bulsanız ne hissedersiniz, diye sormuştu Paul Virilio; bu sorunun izinde lirik bir tekno-bilim anlatısı kuruyor Deniz Cansever: “ben likenlerin, mekanik mantarların arasındaki / derileri seviyorum, / laboratuvarları seviyorum”

Emre Polat, 1980’lerden günümüze yaşamı ve şiirleriyle bir fenomen haline gelen ve gençleri en çok etkileyen şairlerden küçük İskender’e atfettiği şiirinde küçük İskender’in yaşamla iç içe kurduğu poetikasında erotix bir deneye girişiyor: “elleri her gece kırık bardaklarla sevişti”

Her şeyin zulüm ve acıdan inşa edildiği son dönemlerde belki her birimizin bir an kendine sorduğu soruyu soruyor Çağrı Çığ Sığırcı, kesilmelerden, ara sözlerden, noktalama işaretlerinden oluşan şiirinde, anlamsızlığın ve bönlüğün yönettiği bir partide orada bulunanların, yani kendinin yani bizlerin sırtına yükleyerek orada bulunmanın sorunluluğunu: “ne işim var lan benim burda”

Bilimin ve söylencenin sınırlarını geçişken kılıyor Onurcan Çakır, bir kahve hatrı hesabı ile: “yunusların memeleri bazı toplumlar tarafından namahrem bulunmaya mahkumdurlar”

Sermayenin ekonomik büyüme mitinde yoksun olanların hayatlarına nasıl bir pay biçildiğini küreselleşme söylemleri çevremizi hızla kuşatırken Dünya Bankası’nın zengin ve fakirin arasındaki uçurumun her yıl keskinleştiği istatistiklerinden takip edebiliyoruz. Muhammet Özmen paradan atılan altı sıfır metaforunda bireysel bir anlatısına soyunuyor toplumsal kafa bulanıklığımızın: “gökyüzünün herhangi bir renginin olmadığını gördüm”

Tarihin bizi ilikleyeceğini beklediğimiz janjanlı gömleğin ulviliğinde uzadıkça uzayan bir münazaranın en kibar katılımcısı olarak söz alıyor Ahmet Keskinkılıç: “elbette, elbette kırılır eğer zorlarsanız / kalp kemiklerimiz.”

Zeyno Ceren, dünyayı ve dünya ile birlikte bedenini bir çizgi ile ikiye böldüğü bir oyunda doğanın gerçekliğine çağırıyor bizi: “Yeşilin dilini bilmesem de, / yağmurun dilini anlar konuşurum.”

Şiirleri ile yeni yeni karşılaşmaya başladığımız Serhat Sarı, ağzındaki pasla selamlıyor okuru, daim kalması dileğiyle: “Yataklar farklı. Siz nasıl böyle şifalısınız?”

Amerikan Şairler Akademisi ödüllü Brenda Shaughenessy isli bir barın, noir atmosferinde etrafına toplanan “çakalların” şiirini yazıyor, Osman Şişman ve Şakir Özüdoğru çevirisi ile: “Virginia Woolf’e göre kalırsa insanlar ikiye ayrılırmış: / Askerler ve kadınlar. Her ikisi de süs olsun diye varmış.”

Amerikan Şairler Topluluğu’nun ödülünü alan, Canarium Books’un editörlerinden ve Iowa Review’da konuk editörlük yapan şair ve film yapımcısı Nick Twemlow internet ortamında beden bulan bir şairin kırla ilk karşılaşmasındaki dehşetle çıkıyor karşımıza, Osman Şişman ve Şakir Özüdoğru çevirisi ile: “Annem, proxy meselesini çözebilse, beni şu ödüle / aday göstereceğini söyledi. Memelerini göster hadi.”

Daha önce de bir şiirine yer verdiğimiz deneysel müziğin ve şiirin tanınmış isimlerinden Jackson Mac Low boğaza oturan yumrunun şiirini yazıyor: “Gözyaşında o... ve ne zaman o... ve ne zaman o...”  Fırat Caner çevirisi ile.

2013 yılında Press 53 tarafından ilk şiir kitabı yayımlanan ve şiirleri Pushcart Ödülü’ne aday gösterilen Clare L. Martin bir sabah ayinine davet ediyor okuru: “Bu sabah besliyoruz kendimizi sessizlikten sonra gelen sessizlikle.”

Yeni kitap haberleri de gelmeye devam ediyor. Gram Kitap yeni kurulmuş olmasına karşın bir seri ile tekrar karşımızda. Mustafa Kılıçer’in “Pıh”’ı, bu sayımızda bir şiirine yer verdiğimiz İlyaz Bingül’ün metinle konuşmayı seven okurlara açık kitabı “Oturma Hastalığı” ve Orhan Kemal’i içinden okuduğu “Orhan Kemal Edebiyatında İşçi-Oluş ve Ücretli Emek”i, Abdullah Akan’ın caz ve bisiklet yarışlarıyla örülü anlatısı “Birkaç Davut”u bu yeni serinin kitapları.

Gard Şiir Dergisi’ne aşağıdaki kitapçılardan ulaşılabilir:

ANKARA: İmge Kitabevi

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

ÇANAKKALE: Divit Kitabevi

DENİZLİ: Hece Kitabevi 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy)

İZMİR: Yakın Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez), Antik Sahaf (Tarsus)

GARD'ın 6. Sayısı Kitapçılarda!

Tapeler, selfieler, capslar, ardı arkası kesilmeyen gaflar, her gün yenisiyle karşı karşıya geldiğimiz baskılanma ve ezilme biçimleri derken bir yandan Jean Baudrillard’ın “bu dünya bundan gayri bir simülasyondur patron” benzeri lafının simülasyonda da acının acı olarak deneyimlendiğini keşfettiğimiz bir zamandan geçiriliyoruz. Artık, sokaklarda kendini var etmeye çalışırken, çevremizi kuşatan elektroniğin de uzvu olan bedenlerimizle melez bir ontolojide şaşkınlığı yaşatılıyoruz. Bu sürüklenişte güzel şeyler de olmuyor değil, mesela Erhan Altan’ın 160. Kilometre tarafından yayımlanan “Sıfırlı Yıllarda Şiirimizde Deney/im” kitabı 2000’li yıllarda yazılan şiire bir konum sunarken bu şiirin reçetesini de veriyor; yeni kitaplar ve yeni kitaplanan şairlerle sürüklenişimizde bir süre de olsa konaklayabileceğimiz adalar çoğalıyor. Erhan Altan kitabında ele aldığı şairlerin İkinci Yeni’yi sahiplendiğini ama bir yandan da sessiz sedasız olumsuzladığını söylüyor. Ancak bunun dışında kalan ve İkinci Yeni duyarlığını genişletmeyi hedefleyen, ne sadece İkinci Yeni’ye hapsolan ne de onu olumsuzlayan başka bir şiir de yazılıyor bugünde. Gard’ın bu sayısı istemsizce ve tasarlanmadan kendini bu çizgiyi takip ederken buldu ve şimdi okura açılıyor.

Bu sayıda,

Nilay Özer, Pink Floyd’un domuzcuğunu ağaçları yaşamaya direnen bir idama mahkum parka salıyor ve okura teslim ediyor onun ötekilenmiş masum pembe etini, katı bir aklı yumuşatmaya bilinçten başlanması gerektiğini vurgulayarak: “oysa ince adamlardı tüccarlar / gözlerimizden yüzük taşı olur mu bakar bakmaz anladılar” 

Ulumanın Tükçesinde Yusuf Uğur Uğurel sesin bedeni titreterek çatlattığı bir istençle içine doğru oyuyor kuyusunu ve emin değilim dese de o da biliyor ki, “hiçbir kurdun Türklükle bir ilgisi yoktur.” Yusuf Uğur Uğurel, bizimle ulumasının sesini de paylaşmayı ihmal etmedi. Bu deneysel çalışmaya internet sitemizin Çevrimiçi Edebiyat bölümünde bulunan Performans/Atraksiyon sekmesinden ulaşılabilir. (Hızlı ulaşım için tıklayın.)

Barış Acar, şiirle öykünün sıfır noktasında anlık imajlar sunmaya devam ediyor; bir haiku tadında öykülerinde ya da öykü tadında haikularında; yaklaşan bahara da selam göndererek: “penceresi açık/uçuşur perdeleri/boş odanın.”

Artık Karşı Gazete’den yazılarını da takip edebildiğimiz Kaan Koç, varlığın kendine doğru yolculuğunda onun için yazılanları, bir suya düşen aksini bile siliyor ve kendisini açanın kendisine sıkışmasında diyor ki: “bu dünyayı yanlış anladığım içindir, olsun o da iyidir”

Parçalı bir hüznün etrafımızı sardığı yolculuğumuzda Onur Sakarya, içte saçılan sancıların esrikliğini nesnelere, olgulara ve kişilere sürüyor: “Küçük bir filozof / Küçük bir Molotof / Küçücük bir mekanik kalp / Ardı ardına söndürülmüş gece izmaritleri / Dudak payı bırakan kibar çaycı / Evini bir türlü bulamayan postacı”

Gard’a ilk kez konuk olan Ece Eldek, parçalı bir alegoride bir şehrin istilasıyla geçiyor sayfalarımızdan pisagor’a seslenerek: “Sürüler geldi şehre / ve bağırdılar / hani?”

Rock’n Roll’un en üzgün halinde açılan bir gecede Umut Taylan, bir ötekini sevebilmenin şiddetiyle sarsıyor Tanrı’yı “Terk edilen binaların camlarını tırmaladığı bir yerde” ve başı, ortası ve sonu ayrı ayrı hikayelerden “Kendini dünyaya atıyor bir kez daha”

Her anı gözetlenen ve kaydedilen kent sürüngenlerine dönüştürüldüğümüz yaşam alanlarımızda kişi varlığını devam ettirebilmek için bir perdeye ihtiyaç duyuyor. Semih Yıldız, varlığını içine sakladığı kötücüllüğüyle bizi köşeye sıkıştırmaya çalışan elektroniğin dilini Türkçeye çeviriyor: “uzvu gör, uzvu öp, uzva kutsan”

Jan Ender Can uzun sessizliğini bir kutsama ile bozuyor ve Nejat İşler’e sesleniyor: “insan olan yalnız kalmaz / ısrarla yalnızım diyorsa / işin içinde / Tanrı’ya özgü akıl almaz bir dalalet vardır”

Çeşitli mecmualarda şiirlerine rastladığımız Kağan Uzuner, alkol ve felsefenin bileşiminden bira altlıklarına yazılmış dost adreslerini paylaşıyor bizimle: “iyi ki deşifre edilecek daha çok biram var!”

Bu sayının dört sürprizi var. Nilay Özer’le şiir düşünen, şiire dönüşen üç şair konuk oluyor Gard’a öncelikle. Arda Karapınar, Adem Göktaş ve Anıl Can Uğuz. İlk şiirini Gard’da yayımlayan Arda Karapınar bu kez bir kalabalığın içinde sesiyle gören ve teniyle koklayan bir bedeni dillendiriyor: “sonra bir daha kapattım gözlerimi söyledim / ben sylvia plath değilim”

Adem Göktaş, bir anın izinde cinayeti enfes doğa imgeleri ile örüyor ve duruluyor Güneş’i: “kadın sabahın sisinde durdu / eğildi ve aklını bana doğrulttu gördüm”

Anıl Can Uğuz, insanı açık unutulmuş bir çekmeceye, bir beşinci sayfa haberine ve kötü filmlere dönüştüren yalnızlığın sesiyle büyütüyor şiirini ve soruyor: “sevgilim/susayan bir balık nasıl içer/içinde yaşadığı suyu?”

Bir ilk şiir daha bekliyor bu sayıda okuru. Gard’ı yayımlamaya başladığımızdan beri bize şiirlerini gönderen Baran Can Sayın, sevgilinin saçlarını tarıyor tarihte yapılan bir yolculukta doğanın samimi gülümsemesi ile: “yürüdüm biraz dinç otlar büyüttüm / güldüm güldüm güldüm”

Çeviri şiirlerde,

Romanyalı şair, köşe yazarı, öykücü, romancı, eleştirmen ve akademisyen Ruxandra Cesereanu, bir bıçak metaforu etrafında işlediği bir ömrün anlatısıyla çıkıyor okur karşısına: “Eksilirken yarısı ömrümün / Öğrendim ne demektir okşanmak bir bıçakla.” A. Emre Cengiz çevirisi ile.

Doğayla ve doğanın uzuvlarıyla kurduğu naif ilişkiden ve elbette samimiyetinden çok etkilendiğimiz Jane Hirshfield’in bir şiirine daha yer vermeye karar verdik bu sayıda. Zeynep Aygül çevirisi ile: “Kal, dedim/çiçekleri kesmek için. / Eğdiler / Başlarını aşağı.”

Bir keresinde Denizkızı Geçiti’ni sıraya sokan, bir keresinde umuma açık göğüsleri olan, bir keresinde çocuklara depresyonu öğreten bir kuklası olan ve şimdilerde Zell Yazarlar Programı’nın bir üyesi olan ve zamanını elmaları bala batırarak değerlendiren Rus asıllı Gala Mukomolova, “Müzmin Kötülerden Birisi”ni anlatıyor, Şakir Özüdoğru ve Fatma Nur Türk çevirisi ile: “Bir bıçak getirir yatağa ve hazırlanmanı bekler.”

2005’te Astraea Lezbiyen Yazarlar Ödülü’nü, Joan Leiman Jacobsen Ödülü’nü alan; Rona Jaffe Yazarlar Ödülü’ne ve iki kez Pushcart Ödülü’ne aday gösterilen aynı zamanda Zero at the Bone kitabı Lambda Edebiyat Ödülleri’ne aday gösterilen Stacie Cassarino belleğinde bir peyzaj kuruyor: “Çoğu insan / sevmez ölü şeylere dokunmayı.” Onur Çalı çevirisi ile.

Bu sayının baharı selamlayan diğer bir şairi bir yabancı, daha önce bir şiirine yer verdiğimiz Tunuslu Ali Znaidi: “Eşiğinde baharın / altında çiçeğe durmuş / bir badem ağacının / Sappho bir punk” Şakir Özüdoğru çevirisi ile.

Bu arada, Gard şairlerinin kitap haberleri gelmeye devam ediyor. Gard’ın editörlüğünü yapan Şakir Özüdoğru’nun “Arzu Kuaförü” isimli kitabı Yasakmeyve etiketi ile raflarda yerini aldı. Emrah Yolcu’nun “Padalya” isimli kitabı da aynı zamanda Noktürn Yayınları tarafında yayımlandı. Bunlar heyecanımıza heyecan katıyor.

Gard, keyifli okumalar diler.

GARD ŞİİR DERGİSİ’ne aşağıdaki kitapçılardan ulaşılabilir:

ANKARA: İmge Kitabevi

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

ÇANAKKALE: Divit Kitabevi 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy)

İZMİR: Yakın Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez), Antik Sahaf (Tarsus)

 

 

Sayfa 3 / 4

Son Eklenenler

jeffery-beam JEFFERY BEAM   Amerikalı şair. The Broken Flower, Gospel Earth, Visions of Dame Kindgibi ödüllü birçok şiir kitabının sahibi olan Beam’in 1969-2012...
169
anita-sezgener ANİTA SEZGENER   1971’de İstanbul’da doğdu. Sefarad yahudisi bir ailenin çocuğu. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat’ı hiç sevemeyip bırakınca...
332
nalan-kurunc NALAN KURUNÇ   1984, Eskişehir doğumlu. Felsefe/Kıta Avrupa felsefesi, Yeni Materyalizm, Otonomist gelenek,  Radikal Teori, Toplumsal Mücadeleler ve...
275
gard-21-kitapcilardaGard Şiir Dergisi, 2 yıl süren uzun bir aranın ardından 21. sayısıyla selamlıyor okurlarını. Yeni yayın hayatında imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri...
170
gard-n-19-say-s-kitapc-larda100. doğum günü kutlanan şair “ansızın açmalar” diyor, “çıkmalar bu kapanmalardan”. Kışın örtüsünü yırtan ilkbahar, yazı seriyor önümüzdeki birkaç aya....
705
damla-oeztuerk Damla Öztürk ’95 Ankara doğumlu. İlk ve Ortaokul öğrenimini Gülhane İlköğretim Okulu’nda tamamladı. 2012-2013  öğretim yılı sonunda Ankara'da bulunan...
1055
irfan-doenmez İrfan Dönmez 1980 yılında Eskişehir’de doğdu. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-iş Öğretmenliği Bölümü’nden Mezun oldu. 2008...
759
jason-zuzga Jason Zuzga Arizona Üniversitesi’nde şiir ve nesir üzerine yüksek lisans yaptı. Pennsylvania Üniversitesi’nde İngiliz Dili doktorasına devam etmektedir....
603
ndue-ukaj Ndue Ukaj 1977 doğumlu Arnavut ve İsveçli yazar, yayıncı ve edebiyat eleştirmeni. İçlerinde 2010 yılında Kosova'da yayımlanan en iyi şiir kitabı...
664
dimitri-sergeyevic-merejkovski Dimitri Sergeyeviç Merejkovski Din düşünürü, edebiyat eleştirmeni, filozof, şair. Rus Şiirinin Gümüş  Çağının önde gelen ismi ve Rus...
695

GARD Hakkında

GARD, Eskişehir’de yayımlanan ve sadece şiire yer veren iki aylık bir şiir dergisidir. Sade tasarımıyla şiir ve okuru arasında bir köprü kurmayı amaçlayan GARD’da çoğunlukla genç şiire yer verildiği gibi, çeviri şiirlerle yabancı ülkelerdeki güncel şiirin de nabzı tutulmaktadır. 1- gard'da sadece şiir yayımlanmaktadır.2- gard, kâr amacı gütmeyen gönüllü bir oluşumdur. 3- gard'da yayımlanan metinlerin etik, hukuki ve insani sorumluluğu yazarlarına aittir. 4- gard'a ürün yollamak için e-posta adresini kullanınız ve metninizi e-postaya ekli bir word dosyası olarak gönderiniz. 5- gard için görsel materyal önerisinde bulunmak isteyenlerin e-posta adresine daha önceki çalısmalarını içeren bir sunum dosyası yollamaları gerekmektedir. gard'a şiir göndermeden önce Çevrimiçi Edebiyat bölümünde bulunan, Poetik Meseler sekmesinde yer alan metinleri okumanız şiddetle salık verilir. 6- gard'da yer alan çeviri siirler, sairlerinin izni ile yayımlanmaktadır. Çeviri Şiir sekmesinden şiirlerin orijinallerine ulaşabilirsiniz. 7- gard'da yayımlanan metinler kaynak gösterilmek şartı ile alıntılanabilir. Gard'a şu kitabevlerinden ulaşılabilir: 

ANKARA: İmge Kitabevi, Dost Kitabevi, A Şiir Evi;

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi, Yerdeniz Kitapçısı.

GARD Şiddetle Tavsiye Eder

 

 GRAM KİTAP


SUB PRESS


 

Miray Çakıroğlu

Kalkış İçin Notlar

Dünyadan Çıkış Yayınları, Şiir


 

A. Emre Cengiz

Akışkan Deney

Heterotopya Yayınları, Şiir


 

Şakir Özüdoğru

Gece Cerrahı

Heterotopya Yayınları, Deneme


küçük İskender

Mayıs Giremez

Sel, Şiir


Çevrimdışı İstanbul 

Dergi, Sayı 2


Birhan Keskin

Fakir Kene

Metis, Şiir


Deniz Durukan

Dokuz Katlı Sıdıka

Mylos Kitap, Şiir


Rafael Campo

Rüzgâr Bizi Hatırlamayacak

Lethe, Şiir