Aç Kalmış Bir Şiir - Sonat Yurtçu

Kapıların önünde bedenleri olmayan ayaklar dizili
Sarhoş yazarlar sürüsü, yıldızların içinde kaybolmuş bir halde fikir dileniyorlar.
Yaşları, hayatın yarısından önceki durakta bekleyen kadınlar, dişi bir kaplan gibi genç beden avına çıkmışlar.
Uzaklara bakan sırtı dönük kadın tablosu, gözlerimin görmesine yardımcı oluyor.
Kendi hayatlarını yazmaktan utananlar, üstüne kahraman elbiseleri giyip, kendilerini ambalajlı bozuk bir saat gibi gösteriyorlar.

Çaldıkları için özür dileyen hırsızlar, öldürdükleri için merhamet dilenen katiller doğuyor sahipsiz odalarda.

Kâğıtlara anlatılan hislerden şikâyetçi olanlar ve aslında huzuru yakaladıklarını söyleyenler ve ne olduğu belli olmayan kelimeler mahşerinde ucuz hisler satanlar,
Deliliğin durgun göllerinde çırılçıplak soyunup buz gibi sularda boğulanlar,
Acıkmış kalplerini duygu kanlarıyla besleyenler,
Yaratıcılığın ormanında kral olabilmek için, sıradanlığın sirkinde abartılı makyajlarla çirkince gülümseyenler,
Hepinize afiyet olsun, karnınız bir ayınınki kadar dolu ve aklınız balıklar kadar ıslanmış.

Çıldırmamak içten bile değil bu boş sinema salonlarında, duvarlarına sinir krizleri bulaşmış otel odalarında,
Hiç hatırlanmayan cesedi kokmuş yalnız insanlar şehrinde, tren çığlıkları, vapur çığlıkları, martı açlıkları var.
Umudun son parçalanmış vücudunda ellerini kirletenler kalem mürekkepleriyle,
Uzayın dengesinde sonu bulamadıkları için sonsuzluğa kapılıp giden yolcular,
Aldanmanın sınırlarında çizgiyi geçerken vurulup ölenler,
Ustaca hazırlanmış gösterilerde inancın dehşetini sunanlar,
Tüm bunlar oldu ve olmaya devam edecek, bu yüzden ağla ve alışma hayatın işleyişine.

Son yangının içinden koşarak etrafına alevler saçanlar,
Hep konuşmaktan, dinlemeyi unutanlar ve bu yüzden ejderhanın nefesinde yok olup gidenler,

Sadece anlamak gerekiyordu.
Tüm çılgınlığın sebebiyle sofraya oturup yemek yemek yerine
Aç kalmayı tercih etmeliydik.

En güzelini veriyorum size
Aç kalmış bir şiir.