deniz dengiz şimşek - onun bunun notları / mart 2015

Deniz Dengiz Şimşek, Kayseri’de yaşıyor ve yazıyor. Öyküye verdiği diğer emeklerinin yanısıra Semaver öykü dergisini çıkardı.

Yılların birikimi olan öykü kitabı Aşk Bilirkişisi 2014 yılında yayımlandı ve Çukurova Edebiyatçılar Derneği Özendirme Ödülüne değer görüldü.

Aşağıda okuyacağınız öykü Aşk Bilirkişisi’nden. İyi okumalar.

Onur Çalı


 

 

 

onun bunun notları

deniz dengiz şimşek

 

 

 

   

Deniz Dengiz Şimşek - Onun Bunun Notları

Notabene, Öykü

 

Onun notu

Hallaç’ın yasaklı dervişleri gibiyiz. Oturacak mekân, konuşacak adam arıyoruz. Tünemişiz sur dibine, birbirimize akıllar veriyoruz. Övgüler dizilmeyen masa yok, küfredilmeyen ya da sırt dönülmeyen. Gerekirse bir kaşık suda boğuyoruz birbirimizi. Aynı masaya düşünce, yağlamalar ballamalar. Biri dinlese bizi dışarıdan “Hastirin gidin lan!” der, kalıbımı basarım. Sendeki de kalıp mı diyen çıkmaz mı, çıkar elbette. Onu diyen de en yakımızdakinden çıkar, belli belirsiz, içinden yani… Kalıpçı Kemal, Duvarcı Nurettin gelse hepimizin suratından üç kat ‘kondu’ çıkarır alimallah.

Halil’in çayları da imamın abdest suyu gibi kardeşim. Adam gibi çay verse biz de adam gibi muhabbet edeceğiz.

Velhasıl attım kendimi dışarı... Tebdili mekânda ferahlık vardır, derler. O misal, topladım mitili, başladım dolanmaya. Buldum bir çınar altı. Gölge de mübarek, masalar atılmış, muhabbet gani… Amma ve lakin aldık delibaşımızı, akılsız ayaklarımızın yanına. Delibaş, akılsız ayak; ‘moderen’ bir sandalye bulduk, sur dibinde pirelenen kıçımızı koyacak.

Bunun notu

Hava güzel olunca, insan kendini atmak istiyor kırlara, bayırlara. Düşmüşüz kendini kaybetmiş kalabalığın ortasına. Onlar ne yana biz o yana, savrulup duruyoruz. Şehirliyiz ya sırayla biniyoruz otobüslere, kuyruk yapıyoruz gişeler önünde, yerlere tükürmüyoruz, “Af edersiniz” diyoruz çarpıştıklarımıza. Gazete okuyoruz banklarda, duraklarda, otobüslerde… Asfalt çocuklarıyız artık. 

Bir sürü işsiz güçsüz adamın ortasında- belki de işsiz ama güçlüdürler, bilemem- çay höpürdetiyorum ve oturduğum masanın yanı başındaki çınarın tepesinde vıcırdayan kuşların üzerime sıçmalarından  endişe ediyorum. Çay da tavşankanı mübarek, Halil’inkine on basar. Bu bahçede çok ağaç ve hepsinin dibinde kuşların hedefi olma ihtimalleri yüksek çay içici ve boş lakırdı edici insanlar var. Boş masa bırakmamaya yemin etmiş bir sürü insan...

Yanıma kimse oturmasın diye diken üstündeyim. Gazetemi açmış, çayımı yarılamış, sigaramı tüttürmekte ve arada bir dalları kontrol etmekteyim.

Ayaklarını sürüyerek, bir adam yanaştı masama. Şu sıcakta, kolları uzun, pasaklı lacivert bir ceket giymiş. Kılları birbirine geçmiş kıvırcık sakalından kir akıyor. Omzuna değmeye ramak kalmış yağlı saçları, kemerli burnunun kara deliklerinden fışkıran irinli kıllarıyla -uzattırmayın bana lafı, kusmak üzereyim- yanıma oturmasın mı! Kokusunu anlatmaya kesinlikle dayanamayacağım.

Çayı, babası ısmarlamış sanki; kayış gibi eliyle bardağımı kavrayıp fondiplemesin mi! Sigaramı elime vurup almasın mı! İğğğğ! O elleriyle bana dokunması hepsinden iğrenç. Üstüne üstlük gazetemi bir hışımla ortasından kavrayıp iki parçaya ayırmasın mı! Kalın ve öksürüklü sesiyle "Şu ibneleri okuya okuya hepiniz ibne oldunuz!" demesin mi! Bunu söylerken ağzının dolusu salya fışkırmasın mı! Balgamı sakalına yapışmasın mı! Onu da eliyle yüzüne sıvamasın mı! İri ve kara bir fırıldak gibi gözlerini gözlerime dikip "Avrat sigarası mı içiyon ne!" demesin mi!

Karşı çıkmak mı? “Sen ne yapıyorsun be adam!” demek mi? Çıldırmış olmalısınız. Elbette bunları yap(a)madım. Sigaramın paketine baktım. Değiştirsem mi diye düşündüm. Bir de şu kuşları toplayıp hepsini bu adamın tepesine sıçmaya ikna edecek gücüm olsa diye…

Şunun notu

Afyonumuz bitmiş, şarap dersen vakti değil, cigara bulsak şükredeceğiz. Ekmek dersen, bulursan, simit dersen, adını unuttuk. Birazdan sararım şuraya. Düşmüştür biri mutlaka. Bakıp halimize Allahın unuttukları derler bize. Yalan kardeşim. Unutsa bizi çıkarır mı karşımıza enayileri, inanmayın onlara. Tek oturma! Sararım, benim felsefem bu. Hele cigaran da varsa, eyvallah, adamımsın. Yok bizde sağcı solcu. Varsa bizde; derdalancı, köpek öldürenci… Geçinir gideriz, biz ‘Allahın unuttukları’ ha ha ha…

Oturmuş benimki, yakmış cigarayı, oh, gazete okuyor. Bilirim bu tipleri. ‘Entel puştluk’ peşinde bunlar. Okurlar manşetleri devrimcilik, ülkücülük oynarlar. Uşaklar sokaklarda can verir, bunlar da monşerlik ederler. Oh, birilerinden öğütlü köşe yazıları… Değme keyfime. Benim şarabım mı bitmiş, afyonum mu tükenmiş, umurunda değil bunların. Çocukları özel okula giden devrimci, nayk giyen milliyetçi bunlar. Cipe binen dinci de bunlar… Bakmayın tiplerinin değişik olduğuna. Hepsini aç bırakın, çıkarın elbiselerini, bilemezsin, hangisi hangisiydi… Benim notum ‘sıfır’ bunlara.

Akılları sıra şehirliyi oynuyorlar. Ah garibim, çayımı da söylemiş.

Gene onun notu

Olmayacak, olmadı da… Mitilimizi yanlış yere atmışız. Tebdili mekânı beğenmedim. İlk günden kalayı bastılar bize.

Derviş gezer durur, döner durur, dolaşıp geleceği yer yine tekkesidir. Biz de çevirdik istikameti, yine sur dibine.

Halil’in notu

Not kiiim biz kim kardeşim, çay isten mi? Az beklersen getir’rim… Aha! Geliyor bizimkiler, Hallaç’ın Dervişleri…