pırr - isahag uygar eskiciyan / Ekim 2014

İsahag Uygar Eskiciyan, Gard okurlarının tanıdığı bir isim (Bakınız: Eksik Şiir Vakası), Agos’taki röportajda söylediği gibi, kendisi “Plüton kökenli Satürn vatandaşı.”

Cellatlarına ve ailesine ithaf ettiği, 2013 yılında yayımlanan Aşağıdan Seveceğim Ülkeyi adlı kitabıyla “Arkadaş Z. Özger İlk Kitap Özel Ödülü”nü aldı.

Oğlan Bizim Kız Bizim ve Beri Gel Oğlan Beri Gel adlı fanzinleri yayına hazırlayanlar arasında yer aldı. Kasım ayında ilk sayısı çıkacak yeni bir yayının da mutfağında: Askıda Öykü.

Birkaç ay önce ise öykü kitabı Pause Anıtı yayımlandı. İsahag Uygar Eskiciyan, edebiyat dilini genişletmeye çalışan bir kuşağa mensup. Öyküyü ve şiiri görsel/deneysel gibi kategorilere ayırmaktan yana değil. Yeni anlatım olanaklarını kullanmaktan çekinmiyor, öykülerinde de bunu görecekseniz zaten.

Aşağıdaki öykü, Pause Anıtı kitabından. Keyifli okumalar.

Onur Çalı


 

 

 

pırr

İsahag Uygar Eskiciyan

 

 

 

 

İsahag Uygar Eskiciyan - Pause Anıtı

Alakarga, Öykü

 

Dedemin kuşu artık ötmüyor dediğimde, onlar güldü; ama ben o düşündükleri kuştan söz etmiyordum. Gerçek kuştan. Etten. Gerçi diğeri de ettendi, yani muhtemel gülme tepkisini yaratacak mecazlı kuş. Ama artık ötmeyen ise tüylüydü. Diğerinde de tüy vardı değil mi. Ama bunun ağzı vardı. Tamam, yine belirleyici bir ayrım yoktu, diğerinin de ağzı vardı. Ama önceleri ötüyordu. Diğerinin de önceleri öttüğü hesaba katılabilirdi. Yine de ben onu kastetmedim. Dedemin kuşu artık ötmüyor. Adı; Pırr. Tam ad da sayılmaz bu. Dedem öyle sesleniyor diye adı böyle kaldı. Pırr. Sesi güzeldi. En son beş gün önce ötüşünü duymuştum. Dedem ne dediyse ne yaptıysa bu kuştan ses çıkmadı beş gün. Bir de muhabbet kuşu olacak. Şimdi haksızlık etmeyeyim beş gün öncesine kadar da sohbeti koyuydu, hoştu. Şimdi baykuş taklidi yapıyor sanki. Gözlerini dikmiş, gözümün içine bakıyor. Dede, diyorum. Bu Pırr, donmuş. Hatta belki ölmüş ama ruhuna geç haber gittiği için daha bedenden ayrılmamış. Dede, bu Pırr, pırlatmış. Dede acaba kuşlar senkronize mi? Yani o ötmüyor diye bu da mı? Pırr. Dedem üzülüyor artık kuşu ötmüyor diye. Bunu babaanneme söylüyor. “Yeni mi farkına vardın, yirmi iki yıldır ötmüyor, ah ah!” diyor babaannem.

Kuşunun ötmeyişinin yedinci gününde, ruhu dedemi terk etti. Onu gömdük. Kuş, gömme töreninden sonra ötmeye başladı. Her zamankinden daha uzun ve acı. Babaannem, yetmişinden sonra dul kaldığına üzülüyordu. Sahi ne yapardı şimdi? Daha kötüsü ben ne yapacaktım?! Bir hafta boyunca sıktığım ellerin haddi hesabı yoktu. Başımı okşayanlar, aynı rahmetli dedesi diyenler, en çok bu torununu severdi diyenler, biz rahmetliyi tanımıyoruz baktık kalabalık değerli bir zattır diye geldik, başınız sağ olsun diyenler…

Üzüntüden farkına varamamış olsam da kuş, ölümün ertesi ötmeye kaldığı yerden devam etmişti.  Beni görünce sesi ağıta devriliyordu. Cümlemizin deyip geçiştiriyorum. Amin!

Ölülerimizle normal hayata dönüyoruz. Leblebi tozu ve kuru üzüm yaptık bir sürü. Kurt gördük, uzaktan geçiyordu. Kavga ettik. Kovboyculuk oynadık. Merdivenden düşmemeyi öğrenirken oldu bu kırıklar. Çamurdan uzay gemisi olmazmış, radara yakalanmamak esas. Sonra bir gün Pırr yine sustu. İki gün, üç gün, dört gün, söylemedim kimseye. Beş gün. Altıncı gününde babaannem, dedemi özlemiş olacak ki gitti. Kadın kısmının yeri erinin yanı, derdi. Yanına gömdük. Pırr, devam etti ötmeye. Ne çok el sıktım, yine.

Babam hep ağlıyordu. Amcalarım ve halalarım da. Çoğul ekleri yine memleketimi ele veriyordu. Kahretsin! Pırr, bir hafta sonra yine sustu. Onu artık yemek istiyordum. Yedi günün sonunda büyük amcam aramızdan ayrıldığında Pırr’ın dili çözülmüştü. Bundan sonra Pırr’ı öldürmek için girişimlerim oldu. İlki kafesini yere bırakmak oldu. Dedemin kedileri etrafında çember oluşturduklarında bu işin çözüleceği hissine kapılmıştım. Geldiğimde iki kedimizin leşi yere seriliydi. Diğer dört kedi ortalarda yoktu. Pırr gözlerini dikmiş bana bakıyordu. Onu tekrar yerine astım. Ötmeye başladı. Babam gelip dil ucuyla Pırr’ı biraz sevince, sinirden ağlayacak gibiydim. Benden başka kimse onun bir şeytana dönüştüğünü bilmiyordu.

Başka bir plan yaptım: Özgürlük planı. Kafesin kapısını ve evin penceresini açık bıraktım. Birkaç dakika içinde Pırr uçtu gitti. Islık çalarak dışarıya çıktım. Komşunun bahçesinden salatalık kopardım. Gören olmadı. Kuzenlerle buluşup birbirimizin kemiklerini kırana kadar dövüş oyunları oynadık. Halsiz, bitik olarak eve döndüğümde beni Pırr karşıladı. Pencere ve kafes kapısı hâlâ açıktı. Annem geldi. Kapattı tüm çıkışları. Bunu birilerine açmalıyım diye düşündüm. İlkin annem geldi aklıma. Direkt söyledim: Anne Pırr şeytandır. Annem, asıl şeytan babandır, dedi ve Pırr da eklemeler yaptı. Anlatmaya çalıştım. Annem gülüp geçiyordu. Pırr’ın evde saygın bir yeri vardı. Renkli bir kuş ne de olsa boyalı kuştan iyidir. Baştan anlatmaya çalıştım. Annem her defasında babama küfrediyordu. Çıktım. Rıdvan’ı buldum. Onunla dertleştim. O beni dinlerken dut ağacından iki serçe vurdu, çatal lastiğini boynuna astı. Rıdvan’ı kiralık katil olarak tutabilir miydim? Karşılığında elli gazoz kapağı ve seksen iki kibrit kutusu önerdim. Çamurdan yaptığım uzay gemimi de istedi. Kabul ettim. Ertesi gün Pırr’ı kafesle birlikte pencere önüne koyacaktım. Gerisi kolaydı. Rıdvan’ın gece damdan düşerken iki kolunu kırmasında da yine Pırr’ın şeytanlığı vardı. Suyuna çamaşır suyu karıştırdım, kafesin içine akrep bıraktım, elimle boğmaya çalıştım, bıçakla kesmek istedim, baltayla ezmek istedim ama başarılı olamadım. Pırr tüm badireleri tek tek atlatıyordu. Baltanın altından sağ salim çıkarken benimle alay edercesine şarkısına devam etti. Artık pes etmiştim. Bunu yazmaktan başka çarem kalmadı. Birileri okur da yardıma gelir diye. Öyküye başladığım gün Pırr yine lanetli sessizliğini kuşandı. İlk beş gün sadece bir paragraf yazabilmiştim. Soğuk olmamasına rağmen üşütmüş, çok feci öksürüyordum. Altıncı gün Pırr’ın hedefindeki kişi olduğumu anladım. Öksüre öksüre yazıyorum şimdi. Pırr gözlerini üzerime dikmiş saatimin gelmesini bekliyordu. Babam, arabalı komşumuzu çağırmış bekliyoruz. Beni hastaneye götürecekler. Ben bunun boşuna yorulmak olduğunu biliyorum. Babam son görevini yapsın diye susuyorum.