Engin Binbaş

 Engin Binbaş

 

Tevellüt 88.

Büyüdük biraz tabi yaş oldu 25 küsur.

İlkokul dönemi mahalle maçı,

Üç korner bir penaltı sayılır

Kaleci topu 3 kere sektirirse rakip açılır.

Taç kullanan kendi önüne atınca, taç değişir.

Pas vermeden atılan gol sayılmaz.

Beşte devre, onda biter.

Japon kale maç yapılıyorsa, herkesin ayrı kalesi olur.

Maçtan sonra gelen su ortak içilir. Ağabeylerimizden böyle öğrendik. Onlar çarşı’da oynardı, biz arasta da.

İlkokul öncesi anaokulu vardı, ben gitmedim. Kız kaçırmakla meşguldüm. Zaten mahallede oynadığım bi kız vardı. Başka kızı nerde bulucan. Allem kallem -herhangi bir zor kullanma yoktur-  kaçırdım ben kızı. Gittiğimiz yer, yan mahallenin parkı. Buldular tabi bizi anneler. Ben o gün kaydıraktan koşarcasına kaydım. Sonra kızı bir daha görmedim. Rivayet olunur ki kaçarken ayaklarımı görenler fütürizm’e ilgi duymaya başlamışlar. Yaygın görüş olarak da “Hareket ve ışık maddeyi eritmelidir.” ifadesini benimsemişlerdir. (Buna inanmayacağınızı ümit ediyorum.)

Öğrenim hayatı bir şekilde geçti, bi bakıma sıkıcıydı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi Resim Öğretmenliği 2010’da bitti. Pür neşe, çokça eğlence. Bu dönemlerde kız kaçırmışlığım yoktur. Okumuşluğum vardır. Güzel insanlar vardı, güzel insanlar kitap olurdu, bende kitaplar okudum. Sonra o güzel insanlar öldü tabi, bende üzüldüm. Ölmeye devam ediyorlar.

Yüksek lisans’ın havasına kapılıp 2011 ortasında Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anabilim dalında tekrar öğrenime başladım. Resimler yapıldı, sergiler açıldı. Hala da devam etmektedir. Ödül, madalya gibi şeyler almışlığım yok. Çok kalender resim hocam bir resim verdi o kadar.

Şu an tekel bayii işletmekteyim.

 

(Yüksek lisans’tan mezun olduktan sonra yeni bir özgeçmiş yazmam lazım.)