Kırmızı - Sonat Yurtçu

 

Kırmızı: renklerin günahkârı!
Kırmızı: fahişelik için kiralanmış otel odaları!
Kırmızı: fotoğrafın aşırı dozla süslenmiş bulanıklığı!
Her şey, bir yolda giderken olur ve olduğun yerde oturmak hayatın durma halidir.

Her geceden farksızdı. Başka yerlerde birileri ölürken, birileri dayaktan geberirken, onlar için abartılmış cümlelerle kıçımızın üstünde oturuyorduk. Her gece nasılsa; o gece de öyleydi. Çıkmak gerekiyordu olduğun odadan dışarıya, yaşadığın sokaktan başka bir caddeye ve dünyanın zihninden fırlayıp, insanların gözlerine oturman lazımdı; herkesin herkese nasıl baktığını ve neye baktığını görebilmen için.


Kafası güzel bir halde, gözleri baygınca sevişme isteğiyle yanıp tutuşurken bir gölün kenarına oturduk. Adı bile kırmızıyla anılan ve ışığın gökyüzünde olduğu, gerilim filmini andıran o karanlık gölün üstüne oturduk. Suyun bizi içine kabul etmeyişi, saflığın bizi içinden söküp atması gibiydi. Göl Müslümandı; lakin biz hangi dinin tanrısını kızdırdığımızı bilmiyorduk. Düşünsenize, her yıldızın bir tanrıyı simgelediğini ve inanmanız gerekse, hangi yıldıza tapardınız?
Sorular bira şişeleri gibi puslu ve siyahtı. 
Her renk, karanlıkta siyahtır biraz. Bu yüzden en çok kırmızı yakışır karanlığa, görmeseniz de kendisini,  adı yeter; cehennemi anlatmaya.

Kan, içindeyse insanın hiçbir tehlike arz etmez. 
Kan, akıyorsa dışarıya ve görüyorsanız kırmızıyı, bir şeyler ters gidiyor demektir.
Cebindeki son parayı, hastalıklı bir fahişeye heba ediyorsan, kırmızı hâkimdir orada; odanın içinde ve kadının üstünde.
Herkesin ve her şeyin bir şekilde başkalaştığı o durum, hüzünden ve aptal bir melankoliden daha önemlidir. Sizin kendinizi anlatma şekliniz onların hoşuna gitmeyecektir. Bir etin pembeliği, sert bir dokunuşla öfkeli bir kırmızıya dönüşür. Mesela: kadının iki bacak arası, kesilen bir hayvanın ateşlerde pişme hali gibi.
İşte bir şeyi anlatırken, yanlış benimsenmiş bir ahlakın kurbanı yapacaklar sizi.
Bir penisin, bir vajinanın, güzel bir kıçın tarifini yazıya dökerken, sizin de kanınızı dökeceklerdir belki. Oysa düşlerinde, kaç kişiye tecavüz etmişlerdir kim bilir.

Kan: kötülüğün ilk adımı!
Kan: dolaşmaktan bıkmayan kör insan!
Kan: siyahın doğmasına sebep olan!

Her gidişten farksızdı. Kulaklarımız, bir uğultunun içinde boğulmamak için can çekişirken, ucuz bir korku filmi gibi sis düştü yola. 
Her şey bitmek için tasarlanmış. Bu yüzden kendimizi tüketmek için unuttuğumuz tüm çıkmazlara saptık. Yokuş devam ediyordu. 
Suyu bulmak için devam eden hac yolculuğu, kırmızı bir alevin içinde son buldu.

Deniz, kırmızı Güneş’in korkusuyla yaktı kendiyle birlikte içindekileri ve biz suya varmanın; ateşe bir yol olduğunu, küllerimizden doğarken anladık.

Kırmızı bir şeyler için.