Gard'ın Bu Sayısında Yer Alan Bazı Şairler

  • küçük İskender
  • Anita Sezgener
  • Arif Erguvan
  • Elif Karık
  • Emre Varışlı
  • Emel İrtem
  • Nalan Kurunç
  • Özgür Balaban
  • Zeynep Aygül
  • Müslüm Çizmeci

Çeviri Şiir

  • Rae Armantrout
  • Meg Johnson
  • Jeffery Beam

GARD’ın 15. SAYISI KİTAPÇILARDA!

Güzin Dino, Osmanlı alimi, şair, hattat ve bestekar İsmail Hakkı Bursevi’nin Şerh-i Usûl-i Aşere’de şöyle buyurduğunu aktarır: Bilinsin ki, insan dört öğeden oluşmuştur: toprak, su, hava, ateş. Ve bu dört öğeden sıcaklık, soğuk, rutubet ve kuraklık çıkmıştır ve bu dördünden de nefes, yangı, balgam ve safra çıkmıştır. Tabiat dedikleri, bu dört öğenin karmasından insan mayası oluşmuştur.

Biz galiba balgam ve safranın arttığı bir çağa denk geldik.

Sabır.

Gard, şiirle direnmeye devam ediyor.

Bu sayıda,

Arif Erguvan, belki bize nefes verecek olan şeyin tespitini yapıyor ve yardıma çağırıyor onu: şu an milletçe bahara en çok ihtiyaç duyduğumuz bir dönemdeyiz

Miray Çakıroğlu, insanın kendi içine açtığı yolda ötekilerin sorgulayıcı bakışlarına daldırıyor köklerini: Sabah olunca bana bakıyorlar / Günaydın diyorlar / Sanki yeni görmüş gibi.

Şakir Özüdoğru, herkesin ortasına düştüğü bir ateş çemberinden kaçıp sadece kendini kurtarmaya niyetlenenin içini yakan duyarsızlık alevini eşeliyor: biraz bir durgunluk olmalı gizlenmiş bir şeylerin içinde / dünyanın alt katındaki kara lekelerde mesela / gürültücü çocukların havaya saçılmış beden parçaları

A. Emre Cengiz, kıyametin orta yerinde, cehaletin ve cinnetin içinden uzun boylu bir şiiri süzüyor baştan ayağı ve bir isim yakıştırıyor ona: ama ben hala kendime şiir isimleri buluyorum

Emre’nin tasvirindeki kıyametin bir sonraki gününün provasını yapıyor Ali Akan: sınırın koca uzağında / gene peygamberlere ve tanrılara taparız / çayın ıslak demlerinden, soğuk duş alışlarına kadar

Gard’a ilk kez konuk ettiğimiz Emre Şahiner sözcüklerin gürültülü kardeşliğinde ölülerimizi topluyor Araf’a dönen savaş meydanından: ağır yelkovan, ahşap giyotin / bu ikindi!

Ve tam da hiç kimsenin kimseye ateş etmeye mecali kalmayan yerde, ateşi sorguya alıyor Onur Selamet: yetti bu kadar ateş ateş ateş / lütfen sayın ateş / bir ki üç dört ateş

Uzunca bir süredir Gard’da görmediğimiz Baran Can Sayın, uzak bir coğrafyanın, bir masal zamanın tılsımı ile selamlıyor okuru: Saatler toza dönüyor ıslak alnımda.

Zeliha Köse, kızılca kıyametin ortasındaki durağanlığın, insanın gündelik hayatını yaşama hakkının sesinden etlendiriyor sözcüklerini: meselesi olmasa inanırız güzel ülkeme / bir gelin sandığına bir de oy sandıklarına inanırız

Ali İhsan Bayır, kuşatılmışlığın, en yakınlarından en uzaktakiler ve üsttekilere kadar herkeslerce dört tarafı çevrilmiş olmanın öfkesinde soruyor: ne yapmalıyım anne! baba bir sigara yakabilir miyim? / abi doğum kontrol taşaklarımı düşürür mü? / abla bu kadar çocuktan kaç başbakar?

Yaklaşan kışın hazırlığında Sezgin Öndersever: aynı çiçek midir solanın yerine açan / bir koku eksik, bir renk fazla

Umut Göksal kendine has mizahında bir bedeni bütünlüyor çamaşır ipinde: Aldım boynunu yedi kere astım / altına üşenmedim dudakları astım

Gard’a ilk kez merhaba diyen bir başka şair Faruk Saadet, çözülmesi bireysel bir deneyimler silsilesine neden olacak zor denklemiyle baş başa bırakıyor okuru: Karmaşa: üç adam / ve hep iki oda

Öztekin Düzgün, Hallac’a geveze diyenlere sesleniyor: Orası kurak kaldığından / burası güzel görünüyor.

Gökçe Yetkin bir doğu yolculuğunda dünyanın bütün renklerini sahneye davet ediyor, sağaltmaları için dünyanın kırgınlığını: içimizde ağaç büyürdü, kanar kabuk bağlardı / kesilmeden ölçülemezdi yaşımız

Çeviri şiirlerde,

Lambda Edebiyat Ödülü sahibi Amerikalı şair Ellen Bass, her şeye karşın rahatla diyor okura, çünkü: Kötü şeyler olacak. Alper Yahyagil ve Zeynep Aygül çevirisi ile.

Amerika’nın siyahi Rimbaud’su olarak tanınan Bob Kaufman, cazın iç organlarımızı birer vurmalı çalgıya çeviren tınılarında canlı canlı yanmanın acısına taşıyor okuru: çok fazla kahkaha gizlendi kanla ve kaderle; / Yaşam ölüm tarafından çalınan bir saksafon. Ümit Şener Ta çevirisi ile.

Birçok ödül sahibi Denise Duhamel, hepimizin yakından bildiği bir sahneyi, ilkokuldaki Ay-Dünya-Güneş oyununu canlandırıyor tekrar, nasıl da her bir çocuğun o Güneş olmayı istediğini vurgulayarak: Çekinmezdim meyveyi seçen öğretmen / veya aya parıltısını veren o en sevilen çocuk olmaktan. Alper Yayhagil çevirisi ile.

Artık bizden biri olan Rafael Campo, bizi biz kılan, bedene sesleniyor: Ey beden, sen bizsin, / kaybolduğumuzda, hepimizin, her birimizin sahip olduğu sensin. Devrim Ulaş Arslan çevirisi ile. Ve bir müjde: Şakir Özüdoğru tarafından hazırlanan Rüzgâr Bizi Hatırlamayacak isimli Rafael Campo seçkisi yakında Lethe Kitap etiketiyle raflarda yerini alacak. Ayrıntılı bilgi için lethekitap.com adresine bakabilirsiniz.

Bu sayının kapağını akademisyen ve müzisyen Zafer Aracagök yaptı. Kapağımız Sergei Pankejeff’in kaçış çizgileri ile mucizelendi. Zafer Aracagök’ün diğer eserlerini görebileceğiniz Arkadan Yaklaşmak isimli sergi 9 Ekim – 7 Kasım 2015 tarihleri arasında Alan İstanbul’da olacak. Aynı zamanda yazarın Atopolojik Sapmalar: Deleuze ve Guattari isimli incelemesi Kült Neşriyat tarafından çok kısa süre önce yayımlandı.

Gard iyi okumalar diler.

Gard’ı aşağıdaki noktalardan edinebilirsiniz:

ANKARA: İmge Kitabevi; 

ANTALYA: Öykü Sahaf; 

ÇANAKKALE: Kedi Kulağı Kitabevi

DENİZLİ: Hece Kitabevi; 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi; 

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez); 

KAYSERİ: Akabe Kitabevi (Merkez);  

SİVAS: Özgün Sahaf (Merkez).  

Gard'ın 14. Sayısı Kitapçılarda!

Mevsimler değişiyor, zaman hızlanıyor ve yavaşlıyor, sınırlar genişliyor ve daralıyor hatta üstünde yaşadığımız küre değişiyor ve dönüşüyor. Doğanın sakin ve içten değişiminin yanında birçok değişimin başlatıcısı, hesaplayıcısı, bitiricisi ve denetleyici olarak insan da bütün bu değişimlerle birlikte ve onların içinde değişiyor. Bilime dayanan öngörülerde bulunma yetimiz, sosyal olana bağlı olan özgür irademizle geldiğimiz bugünden ileriye ve geriye baktığımızda sadece insanın olmadığı, insanın da bir parçası olduğu bir tarihi tahayyül edebiliyor muyuz? Öyle görünüyor ki, öylesine emin konuşurken bile altımızdaki toprağın sallandığının, denizlerin kabardığının ve gökyüzünün renk değiştirdiğinin farkında değil gibiyiz. Şiirin buna dokunabileceğine olan inancımızı korumaya çalışıyor ve Ece Ayhan’ın dediği gibi, ‘mevsimin ne olduğu bilinmiyor ve ben pek üşüyorum’ diyoruz.

Bu sayıda,

Bir süredir Gard’da görünmeyen Emre Varışlı, toplumsal imgelemimizde yer eden görüntülerin nasıl bireysel bir bilinçdışına dönüştüğünü araştırıyor: okul direğinde ve köy meydanında/bende bir şey var dalgalanıyor/gri bir ekran gibi dolaşıyorum

Japonya Şiir Dergisi’nde yürüttüğü editörlük görevi ve deneysel şiirleri ile bilinen Liman Mehmetcihat güncel politikanın tam da dilimizi sekteye uğrattığı, ekran karşısına geçip bir haber bültenini izlemeye, Facebook’ta ya da Twitter’daki akışa göz atmaya kalktığımızda kendi kendimize sorarak kilitlendiğimiz güncelin içinden ama tam da o kilitlendiğimiz yerden sesleniyor: Evde sadece mersedesten gelmiş dağ var/Bergen ve dağ yayıp lahza akşam vay diyoruz (Dergimizde şiirin başlığı teknik bir hatadan dolayı, ‘yamuk budunlar’ olarak basılmıştır, doğrusu ‘yamuk budunlular’ olacaktır. Okurlarımızdan ve şairimizden özür dileriz.)

Efe Tuşder, sözcük sözcük dizdiği anlatısında bir ismin bellekteki izlerini arıyor: hatırlayabilir misin?/Adının işaretlerini/hatırlayabilir misin?/hiçbir şeyi

Kağan Uzuner, başkalarından oluşan o kalabalıkta kendi başkalığına alıştırıyor kendini: şimdi kimi tanıyorsam evde tuz yalıyor

Gard’da sıkça karşılaşmaya başladığımız şairlerden Süleyman Sabri Genç, gündelik olanın döngüsünden göksel bir anlatı kuruyor, yoğun ironi ile birlikte: yine işe gideceksin./yanıl yanıl diyecek güzelliğin

Can Çelikoğlu, ilk kez konuk oluyor Gard’a: referansları geçebiliriz/biliyorsun/elektronik bir karşılık yok dünyada ikimiz için/ezberlerimiz kurulu

Kült Neşriyat’ın Cro-Magnon serisinden el yapımı ve özel basım ‘buz’uyla çıkıp gelen İlknur Şentürk evrene üflenen her bir soluğu merkezine yerleştiriyor ritüelinin: Haydi uzanın/Şimdi başlıyor/Modus vivendi!

Bir süredir Gard’da görünmeyen diğer bir şair Mvstafa Berkay Işık, belleğin tortuları arasından müziği ve bilimi getirip her yanımızı saran dehşetle birleştiriyor ve geleceğin aydınlığına taşıyor bizi: bazan bu istek eskiye/ancak bir yanım ona, ileriye ve geriye yalpalayarak/amuderya ile fırat arasında çoban kabileleri gibi,/göz açıp kapayıncaya dek kodlanan imgesi dışında retinada/paslı musluktan bir oda orkestrası jazz kentet ve sakil

Ağaçların rehberliğinde otlarla kaplı bir patikadan erdemin kalbine götürüyor bizi Aysu Altunay:Büyüktür bazen,/büyük bir dağın hikayesinden/küçük bir dağın fısıltısı...

Gard’ın ilk kez ağırladığı bir diğer şair Erdal Eren, bir sahnede ötekine uzanan, ya da ötekinin uzattığı mı, bir elin olağanca ağırlığında yazıyor: Sahnendeyim, şahane bir vitrinsin

Bir yaz liriği ile karşılıyor bizi Anıl Can Uğuz: hangi yaz geri gelir ki yorgun ve bakır bir ağrı taşıyan/söyleyin ayaklarımı geri versin kumral kumlar

Enformasyonun, arzunun, şehvetin, tutkunun ve manipülasyonun arsız seyri içinde çılgına dönmüş bir istencin şiirini yazıyor Semih Yıldız: istiyorum istiyorum istiyorum

Serhat Sarı kişisel tarihini ironik bir dille geçip gidiyor, bütün annelere nasihat olsun diye: Annem./Yorulurdu üzüntüden üstelik dişime/dişimden sıkılıp maydanozların arasında saklansaydım./Diye./Ya nefes alamasaydım diye.

Oğuz Ziya Anıl, ötekinin gidişinde yüzünü döndüğü Tanrı’yla konuşuyor: Konuştuğum Tanrı bir çocuğun/Pastel boya resimlerine benziyor

Buğra Giritlioğlu, ufaklı irili gözlerin aynasında kendi aynası karşına çıkıp soruyor cesurca: ayna ayna/söyle bana/ne boy gözlerim bu dünyada

Ve uzun bir aradan sonra küçük İskender Gard’da: Yaşadıkların buruşturuyorsa biriktirdiğin gövdeni/Manşetleri lime lime, yakası darmadağın gömleğinin/Sabahın kör karanlığında/sağır sessizliğinde patlıyorsa silah/Telaşla havalanıyorsa kuşlar/uyandıkları uykuyu bağıra bağıra

Amerikan lezbiyen şiirinin önde gelen isimlerinden, birçok ödül ve burs almaya hak kazanmış Olga Broumas tanınan metaforik şiiri ‘Uyuyan Güzel’ ile selamlıyor okuru: Dolanıyor boynuma bir tören/kolyesi gibi, aniden/koparılan//Kan. Gözyaşı. Yaşamsal/tuzu bedenlerimizin A. Emre Cengiz çevirisi ile.

Şiirleri birçok dile çevrilen Ukraynalı genç şair Adriy Lyubka bilmediği bir coğrafyanın nükleer silah kokuları ve o coğrafyaya ait kadın bacakları ile kapıldığı bir imgelemden çağırıyor dizelerini: ve o hala çingene yazı kokar ve nükleer silahlar,/onun çölü ikinizin arasında, akşam yaklaşıyor,/Ve o senin banyonda, tıraş ediyor bacaklarını. A. Emre Cengiz çevirisi ile.

Kadın hakları konusunda verdiği mücadele ile tanınan aktivist Taslima Nasreen, bu sayıda da bizimle: Cansız tabiatın içgüdüsünde/bir dişinin doğumu nahoş değildir/yalnızca insanlar acayip bulur bunu. Müesser Yeniay çevirisi ile.

*

Gard iyi okumalar diler. 

* 

ANKARA: İmge Kitabevi; 

ANTALYA: Öykü Sahaf; 

ÇANAKKALE: Kedi Kulağı Kitabevi

DENİZLİ: Hece Kitabevi; 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi; 

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez); 

KAYSERİ: Akabe Kitabevi (Merkez); 

SİVAS: Özgün Sahaf (Merkez).  

Gard'ın 13. Sayısı Kitapçılarda!

Dünyanın merkezine kendini yerleştiren ve canlı-cansız alemini insanlaştırma serüvenine bu uğurda yaşanan kıyımlar, altüst oluşlar ve tahribatlara karşın devam eden insan; uzay bilimi her ne kadar tersini kanıtlayalı epey olduysa da, evrenin keşfine kendi gezegenini, dünyayı merkeze koyarak çıkıyor ve gitmeyi planladığı yerleri dünyalaştırma egzersizleri yapıyor. Oysa, canlı ve cansız olanın; dünyada ya da dünya dışında olanın birbirini birbirinin kıldığı akışların her şeyin yaşanabilirliğine kapı açabileceğini nicedir söylüyoruz. Şiir, bu kapının anahtarı olmayı sürdürüyor. Bırakalım biz eşyanın içine akarken eşya da bizim içimize aksın; akışlara ve akışların getireceği dönüşümlere açık olmak bir şiire dönüşmemizi sağlayabilir. Gard, bu uğurda yoluna devam ediyor.

Bu sayıda,

Neslihan Yalman, İzmir’in yüreğinde bedenlenen ve oraya çöküp kalan bir melankoliye veriyor sözü: kaburgalarına çizilen dövmeyse kader / cesareti sökecek kalbini aşktan!...

Kısacık bir biyografi notu ile geçip gidiyor Mahir Karayazı sayfalarımızdan.

Kendillik ve kedillik adına söz alıyor alıyor erenokurkendi beynine lobotomi yapanlar arasında bir kedillik benimki 

Kayseri’den Gard’a merhaba diyen Alptuğ Topaktaş, dilin değişik iklimlerinin saltosunda salınıyor: dil / barındırır görüneni / ötesinden göndererek

Belleğine indirilen bir yakup tarihi’nde -yoksa belleğinden yaptırılan mı demeli?- geziniyor Özgür Balaban...yakupun yakuptan indiğini de gördü bu gözler

Hafta ortasının uğultusunda bir Çarşamba’nın iniltisini kağıda döküyor Enes Taşbaşı, Uyar’dan gelip yirmi birinci asra uzanan bir dille: Çarşambanın ortasında birkaç bin duruyoruz / Soluklarımız karda serçe izleri

Gündelik olanı şiire dönüştüren ya da şiiri gündelik olanın kendisi kılan bıçağı emanet ediyor okura Onur SakaryaNe yapıyorsun dediler. İyidir, dedim

Onur’un bıçağını bir harfin dilde yara olma niyetine taşıyor Anıl Cihan: insan önce dilindeki kabuktan öpmeli / kendini – yara niyetine

Erkan Karakiraz uzundur bekleyenlere, bekleyişin sadece kendisi olduğunu, bir şeyi beklemenin bekleyişi unutturduğunu hatırlatırcasına şunu soruyor: ben, godot. çok beklettim mi? 

Büşra Akova, bir daire çizmenin, bir dairenin hangi noktasının hangi noktasıyla komşu olduğunun bilinmemesinin tedirginliğini taşıyor dile: dönüp dolaşıp baştan başlıyor her şey 

Ekin Metin Sozüpek, bir kaset metaforunda A yüzünden B yüzüne, B yüzünden A yüzüne bir möbius şeridi gibi kıvırıyor harflerden yapılma sözcükleri ve sözcüklerden yapılma cümleleri: ölünce o başka kapılar içinen onun / yaşantısını bilenlerin eklemlenmesiyle oluşan robottan çıktı 

İnsanlığın kadim bir anından, belki onu hiç terk etmeyen bir kabilenin tarihinden bir anı çağırıyor Umut Durmuşoğluyalvarırım beni esirgeme ve kamışıma üflediğin zehirli havayla ney üflememi bekleme.

İlayda Vurdum, sokağın yazla buluşmasından devşirmiş sözcüklerini: Ne olduğunu bilmediğim o şey / Gökte bana bakıyor

Yepyeni bir dille, yepyeni bir dünyanın özleminde Buğra Giritlioğluyegepyegnigi dilli yegepyegenigi birini 

Kemiklerinden ördüğü bir şiirden kovulan kötücül kuşların arkasından sesleniyor Elif KarıkKemiklerimden kestim kelimeleri / Kaç köşeli kadavrasıyım kentin

Emre Küçükoğlu yedi yeni kişinin cesedi ve deri bir cüzdan arasındaki çok bilinmeyenli denklemin işaret ettiği bomboş bir evin sesini getiriyor bize: yeni cüzdanın içine doldurmak için kredi kartları / yeni paralar desem yok; yeni bütün sorular.

Farklı coğrafyalardan şairleri konuk ediyoruz bu sayımızda;

Kanada’da yaşayan İran asıllı, İran Queer Topluluğu’nun da yöneticiliğini yapan Saghi Ghahraman, dillerimizi donduran bir anın kaydını düşüyor: Şişmeye başlıyor, ağırdan, merhum kıymetlimiz / Çarşaf yükseliyor biraz biraz / Aralayıp bacaklarını / Çocuklarımızı alıyoruz rahmindenOsman Şişman çevirisi ile 

20. yüzyılın önde gelen şairlerinden Gallerli Dylan Thomas İkinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde, 1945 yılında, radyoda duyduğu bir haber üzerine yazdığı şiirinde yas tutmayı ironik bir şekilde reddediyor ve ölüm karşısında yaşanan çaresizliğin ve acının anıtı olarak sunuyor okura şiirini: Bir kez öldükten sonra, başka ölüm yok nasılsaDevrim Ulaş Arslan çevirisi ile.

Rus Fütüristlerinden, ülkemizde şiirleri pek tanınmayan Tikhon Vasileviç Çurilin, asansörde ölümün dehşeti ile tanıştırıyor okuru, 1914 tarihli şiirinde: Tek başına ölü asansördeEfe Tuşder çevirisi ile.

Amerikalı genç şairlerden Gina Myers, yasın azala azala insanın içine işlemesinin dökümünü yapıyor, her şeyin değişebilir olduğu dünya yüzünde: Dokuz taneydi gezegenler / ben gençken / ama daha az var onlardan şimdilerdeŞakir Özüdoğru çevirisi ile.

Bangladeşli şair ve aktivist Taslima Nasreen, feminizmin manifestosu olabilecek kısa ve etkili şiiri ile selamlıyor okuru: Eğer karakterin yoksa / geriye döneceksin, / ya eğer varsa / şimdi yaptığın gibi / gitmeye devam edeceksin. Müesser Yeniay çevirisi ile. 

*

Gard’ın 7. sayısından 12. sayısına ikinci yaşını kapsayan Gard Cilt-2 hazırlanıyor, Gard Cilt-1 gibi, sınırlı sayıda, el yapımı. Az kaldı.

*

Gard iyi okumalar diler. 

 * 

ANKARA: İmge Kitabevi; 

ANTALYA: Öykü Sahaf; 

ÇANAKKALE: Kedi Kulağı Kitabevi;

DENİZLİ: Hece Kitabevi; 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi; 

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez); 

KAYSERİ: Akabe Kitabevi (Merkez); 

SİVAS: Özgün Sahaf (Merkez).

Gard 12, Kitapçılarda!

Artık neredeyse dünyanın bütün coğrafyalarında bir karabasan dolaşıyor. Umudun, yaşama isteğinin ve sevincinin, güzel günlere dair o masum beklentinin yerini hayatta kalma mücadelesinin, vahşetin, her geçen gittikçe kanıksadığımız şiddettin, sindirilmişliğin ve geleceksizliğin karabasanı işgal etti. Öteki’nin yüzü bir imkanlar okyanusu olmaktan tedirginliğin ve güvensizlik hissinin bedenlenmiş haline dönüşüyor. Anlık kıvılcımlarıyla umut hızla yerini başka bir ışıksızlık dalgasına bırakmaya meyilli. Bu şiddet cangılında şiir bize umudu, mücadeleyi ve varolmanın neşesini hatırlatabilir mi? Buna inanmak istiyoruz.

Gard’ın bu sayısında,

Uzunca bir zamandır ortalarda görünmeyen Ali Hikmet Eren, hayatlarımızın ilkokul zamanlarına hayat bilgisinden bir kesit sunuyor: ders hayat bilgisi miydi neydi? İhtimal/ öyleydi. Ne çok tekrara kalıyorduk/uzadıkça teneffüs zili-- 

Kaan Koç, uçmaya heveslenenlerin etrafına örülen bir kafesten sesleniyor: inandık, bir zamanlar gagaların sedeften o göğü/bizim’çin yontacağına

Yakın zamanlarda bize kuyusundan sesler, biçimler, imgeler getiren Müslüm Çizmeci, kuyunun bir köşesinde kurulmuş bir sanatoryumda: sırat yıkıldı/atlar faytonların cenaze namazını kılıyordu/karanlığı kokluyordum

Ertan Alp, bir aşkınlığa yerleştiriyor bu dünyanın şeylerini ya da bir aşkınlığı indiriyor dünyanın orta yerine: seni ağlamandan yakalamış yoksul bir kuş/bakmışsın kanatlar kırık, bakmışsın cellatlar Allah.. 

Nurgül Yatıkçı, bir his matematiğinden Antik Yunan’a uzanıyor: İnsanlığa atılan en büyük madik, Yunan mitolojisidir.

Çocukluğun nasıl işlediğini hala bilemediğimiz o şaşkın imgeleminde Umut Göksal bir baba, bit bisiklet, bir pense ve bir sigarayı yan yana getiriyor: Babamın parmakları kalın/Kendi sigara dumanı zor geçer/Saçımı bir okşadı mı/Saçlarım da sigara içer

Dergilerde sıkça rastlamaya başladığımız Süleyman Sabri Genç, elinde çiçekler bir yeşil kapının önünde koalaları bekliyor: bir kapıya çiçek alacak kadar aptal mıydım

Beden disiplinleri ve bedenlerin yok edilmesi bir arada mı var olurlar her zaman, Ali Akan bir beden eğitimi dersinde yürünen ölümleri taşıyor sayfaya: Heybetli yürüyün!/Sol SOL sol sağ sol

Özlem Altun, sözcüklerin kendilerini de alıp başka bir sözcüğe misafirliğe gittikleri ve orada o sözcük olup sonra yeni bir misafirliğe ve yeni bir oluşa açıldıkları yapım eklerinde geziniyor: Ben de kimdim? Kendi üstüne kapanan bir boşluk. 

Kendini kendi dışkılarıyla var ettiği bölük pörçük birer film karesi sunuyor Çağrı Çığ Sığırcı: ya bitir bu sarsıntıları/ya da kılıç ısmarla nattori hanzo’dan

Şiirin bakışla kan bağında dikiliyor Öztekin Düzgün ve kardeş kılıyor gözleri ile sözcükleri: Görünmek cezanın bir biçimi belki

Kült Neşriyatın yeni dizisi Cromag-non’da üstüne şiirler çiziktirdiği “Buz”unu bir araya getiren İlknur Şentürk, buzdan kıtasından bir parça sunuyor: İnanmayın benim kıtamın seslerine./Rüzgar gibi görünmez ıslıklar çalayım.

Bir anlatının imgelerle kurulu yumuşak karnında ağız dolusu balgamın sınırlarını yokluyor Eşref Yener: elbet uzadığı istenir bir saçın bir elde güzel ve yumuşak/istenir okşanması konuşkan parmak uçlarıyla/ istenmez elbet/elbet kimse istemez/ağız dolusu balgam

Ömer P. Yılmaz, birbirine dokuyarak soruyor kadril ve savaşa: “Kadril mi günah/Ve kan yüzü düşünmenin / Görünürlüğün anlağında,

Amerikan lezbiyen hareketinde önemli bir figür olan ve ‘post-punk kadın yazarlar ve performansçılar kuşağının kült figürü’ olarak bilinen Lamda Edebiyat Ödülü ve Shelley Ödülü sahibi şair, performans sanatçısı ve akademisyen Eileen Myles, oto-biyografik unsurlarla bir araya getirdiği yakın dönem Amerikan tarihi ve gündelik hayatından kesitler sunuyor okura, Miray Çakıroğlu çevirisi ile: 70lerin/başında New York’a giden bir/Amtrak’a atladım ve sanırım/böylece saklı yıllarım başladı/denebilir. Pekala, şair olacağım/diye düşündüm. Daha ahmakça/ve muğlak ne olabilir ki./Lezbiyen oldum.

Daha önceki sayılarımızda da yer verdiğimiz duyarlı ve dokunaklı şiirlerin şairi Rafael Campo, Ümit Şener Ta çeviri ile çıkıyor okur karşısına: İnternet, çizgi romanlar, reklam panoları boş laf/Kelimeler her yerde, sesi olmayan/Ben benimle birinin konuşmasını istiyorum

Tayvan doğumlu, Kanada’da ikamet eden Haiku Ödülü sahibi şair Chen-ou Liu yazmanın ve okumanın erotik burkulmasını anlatıyor, Şakir Özüdoğru çeviriş ile: Ben, kendini adamış bir yazar/senin bedenini yazmaya

Gard, keyifli okumalar diler.

*

ANKARA: İmge Kitabevi; 

ANTALYA: Öykü Sahaf; 

DENİZLİ: Hece Kitabevi; 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi; 

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez); 

KAYSERİ: Akabe Kitabevi (Merkez); 

SİVAS: Özgün Sahaf (Merkez).

GARD 11, KİTAPÇILARDA!

Bir takvim ve saat olan evlere doğan çocuklar elbette zamanı sayıların ve bu sayılarla ilişkili sözcüklerin dönüp durduğu ve ne hikmetse aynı zamanda da ilerlediği, içinde koşuşturmacalara yetişilen bir döngü olarak anlayacaklar, bütün hayatlarını bu döngünün içinde organize edeceklerdir. Belki, en kötüsü de, takvimlerin yırtıldığı ve saatlerin başıboş dönmeye başlayıp birer lunapark nesnesine dönüştüğü bir dünyada, zamansızlığı kendi zamanları olarak algılayamadan, bu dünyayı kaos içindeki, organize edilmesi gereken bir bitimsiz karmaşa olarak düzeltmeye çalışacaklardır. Şiirin onlara kendi zamanlarını hatırlatacağına inanıyor ve kendi zamanlarımızın olacağı bir zamansızlığa açılacak yeni bir zaman diliyoruz.

Bu sayıda, 

Bilal Kolbüken, aklının bir odasına arkasında kimsenin olmadığını bildiği bir kapıyı çalarak giriyor ve “uçuşan perdeler, gıcırdayan döşeme” ve yapayalnızlıkta bir anne ile karşılaşıyor: aklımın çayırlarında bir karanlık bölge çağırıyor beni 

Müesser Yeniay, tenini dürüp belki de özlediğimiz bir zamansızlığa çağırıyor bizi: Ey Allah’ın / boşluğa olgun meyveler / gibi düşüp / parçalandığı yer!

Vural Uzundağ, kışa bir selam göndererek, yağmurlu, denizli, kahverengi bir iklime yerleştiriyor içini bir ötekinin ardında bıraktığı saç-mevsimde: hangi suya çevirdiysem başımı / orda kendini ateşe vermiş bir yağmurdun sen!

Uzun ve güzel bir yolculukta Miray Çakıroğlu, herkeslerin arasından içindeki boşlukla geçip gidiyor: Yanımda getirdiğim boşluk var, yokladığımda aynı yerinde duruyor.

Sakallarının birbirine karıştığı bir valste delicesine dönüp duruyor Oğuz Ziya Anıl: Ben zaten valsi hep böyle hayal etmiştim

Bir yolculuğa uzanan diğer bir isimse Zeliha Köse, sabahlardan, İstiklal’den ve en çok kendinden dökülüyor: kendimi tutup döküyorum siyah bir kavanozdan

Dilin ağrılı ve sancıyan yerlerine müdahalesiyle çıkıyor karşımıza Rahman Yıldız, yeni neslin de ağrılı ve sancılı yerlerine yamayarak dili: hem L’oréal kokmuyoo / hem biliyoo y-kuşağı çok 31 ci 

Ali İhsan Bayır, genelden güncele yüzleştiğimiz bütün politikaların heteronormatif zeminini kazıyor en hasından, kitaplar, mikrofonlar ve yüksek primli sigortaların ifşasında: bir kuş bir kuşu kuşluğunda sever

Zamanın apansız elinden çekilip alındığı çocuklardan biri belki Fatih Mert, kendini şiirle onarıyor: anlamalıydım / uğraksız bir durak olduğumu / ve bazı kahramanların / savaşsız yüzyıllara doğduğunu

Umut Durmuşoğlu kadim bir zamandan süzülerek bir kendi ritüeline duruyor: kendime bir ritüel yaptım / içimin vasat olan kıvrımlarını kestim

Can Karatek, bir ötekinden ona nükseden bir esrimede gündelik hayatın nesnelerini küçük büyülerle kaplıyor: bhrams çalarak evlen mutfakta benimle

Ali Erbil, şiirden bahis açmanın olanaksızlığını bir şiire dolduruyor: şiirden bahsedeceksek secdeye alnım değecek / ki insanın secdeye alnı değil vicdanı değmesi gerekecek

Ezgi Şimşek, bir kadın-tanrı anlatısı kuruyor ve bu anlatının içinde dolaşmaya çağırıyor okuru: taranmaz / gri saçları Umay’ın

Şahin Yaldız, havai fişek metaforunda bireysel tarihinin kazındığı bir coğrafyanın nasıl kandırıldığının öyküsünü öğütlüyor: Her gök muavininin vardır böyle hikayeleri bakmayın / Pencerelerinde akrep vardır geceleri / Her tutuşta kendini sokar, inanmayın.

Uzun zamandır Gard’a konuk etmediğimiz Arif Erguvan, ötekilerin vahşi bir doğa biçimine bürünüp daralttığı alanlarımızda kendini sağaltma istencinde: birilerinin ayakları ellerimize basıyor / bir organ olarak doğuyorlar

Zeyno Ceren, kendinin kendi teknolojisini duyarlıkla kuruyor inatla: Ben ipek böceğinden ilham aldım.

Bu sayının çeviri şiirleri geniş bir coğrafyaya uzanıyor. 4. Uluslararası Eskişehir Şiir Festivali’nde konuk ettiğimiz Portekizli şair Tiago Torres da Silva, bir ötekinin uykusuna nasıl bir ihtimam gösterileceğini gösteriyor okura, Onur Çalı’nın harikulade çevirisi ile: uyanık kalayım, uyanık kalayım / ki uzak tutayım kötü ruhları rüyandan 

2007 yılında kaybettiğimiz Burma’nın en tanınmış şairlerinden Tin Moe, sözlerle kurduğumuz anlaşmazlıklar dünyasına bir alternatif öneriyor: geri al sözlerini, / ben çaresine bakarım benimkilerin. / Yaşayalım iki yabancı gibi. A. Emre Cengiz ve Şakir Özüdoğru çevirisi ile.

Amerikalı şair Aaron Smith, zulümle örülen dünyamızın “yapı taşı”ndan başlıyor zulmün ilmeklerini ifşaya: Kırkıma merdiven dayadım ve anca anlıyorum babamı / beni sevmiyor. Zeynep Aygül ve Şakir Özüdoğru çevirisi ile.

Hemen ardından Amerikalı başka bir şair Monica A. Hand, zulümden nasıl sıyrılacağını anlatıyor bu hayat ilmiklerinin: Benimle beraber kımılda ritminde bu öpüşmenin. Miray Çakıroğlu çevirisi ile.

Hollandalı şair ve çevirmen Menno Wignam, yeryüzüne sesleniyor, ilk gecesini onda geçirmeye gelen beden için: Yeryüzü, kaba olma / bu adama karşı, en az yüz tane anahtarına karşın / ne bir haritası ne bir pusulası olan bu karanlık yoldan geçmek için. Şakir Özüdoğru çeviri ile.

Gard, bol okumalı bir yıl diler.

*

ANKARA: İmge Kitabevi; 

ANTALYA: Öykü Sahaf; 

DENİZLİ: Hece Kitabevi; 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi; 

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez); 

KAYSERİ: Akabe Kitabevi (Merkez); 

SİVAS: Özgün Sahaf (Merkez)

Sayfa 2 / 4

Son Eklenenler

jeffery-beam JEFFERY BEAM   Amerikalı şair. The Broken Flower, Gospel Earth, Visions of Dame Kindgibi ödüllü birçok şiir kitabının sahibi olan Beam’in 1969-2012...
193
anita-sezgener ANİTA SEZGENER   1971’de İstanbul’da doğdu. Sefarad yahudisi bir ailenin çocuğu. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat’ı hiç sevemeyip bırakınca...
369
nalan-kurunc NALAN KURUNÇ   1984, Eskişehir doğumlu. Felsefe/Kıta Avrupa felsefesi, Yeni Materyalizm, Otonomist gelenek,  Radikal Teori, Toplumsal Mücadeleler ve...
306
gard-21-kitapcilardaGard Şiir Dergisi, 2 yıl süren uzun bir aranın ardından 21. sayısıyla selamlıyor okurlarını. Yeni yayın hayatında imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri...
179
gard-n-19-say-s-kitapc-larda100. doğum günü kutlanan şair “ansızın açmalar” diyor, “çıkmalar bu kapanmalardan”. Kışın örtüsünü yırtan ilkbahar, yazı seriyor önümüzdeki birkaç aya....
716
damla-oeztuerk Damla Öztürk ’95 Ankara doğumlu. İlk ve Ortaokul öğrenimini Gülhane İlköğretim Okulu’nda tamamladı. 2012-2013  öğretim yılı sonunda Ankara'da bulunan...
1086
irfan-doenmez İrfan Dönmez 1980 yılında Eskişehir’de doğdu. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-iş Öğretmenliği Bölümü’nden Mezun oldu. 2008...
781
jason-zuzga Jason Zuzga Arizona Üniversitesi’nde şiir ve nesir üzerine yüksek lisans yaptı. Pennsylvania Üniversitesi’nde İngiliz Dili doktorasına devam etmektedir....
622
ndue-ukaj Ndue Ukaj 1977 doğumlu Arnavut ve İsveçli yazar, yayıncı ve edebiyat eleştirmeni. İçlerinde 2010 yılında Kosova'da yayımlanan en iyi şiir kitabı...
683
dimitri-sergeyevic-merejkovski Dimitri Sergeyeviç Merejkovski Din düşünürü, edebiyat eleştirmeni, filozof, şair. Rus Şiirinin Gümüş  Çağının önde gelen ismi ve Rus...
715

GARD Hakkında

GARD, Eskişehir’de yayımlanan ve sadece şiire yer veren iki aylık bir şiir dergisidir. Sade tasarımıyla şiir ve okuru arasında bir köprü kurmayı amaçlayan GARD’da çoğunlukla genç şiire yer verildiği gibi, çeviri şiirlerle yabancı ülkelerdeki güncel şiirin de nabzı tutulmaktadır. 1- gard'da sadece şiir yayımlanmaktadır.2- gard, kâr amacı gütmeyen gönüllü bir oluşumdur. 3- gard'da yayımlanan metinlerin etik, hukuki ve insani sorumluluğu yazarlarına aittir. 4- gard'a ürün yollamak için e-posta adresini kullanınız ve metninizi e-postaya ekli bir word dosyası olarak gönderiniz. 5- gard için görsel materyal önerisinde bulunmak isteyenlerin e-posta adresine daha önceki çalısmalarını içeren bir sunum dosyası yollamaları gerekmektedir. gard'a şiir göndermeden önce Çevrimiçi Edebiyat bölümünde bulunan, Poetik Meseler sekmesinde yer alan metinleri okumanız şiddetle salık verilir. 6- gard'da yer alan çeviri siirler, sairlerinin izni ile yayımlanmaktadır. Çeviri Şiir sekmesinden şiirlerin orijinallerine ulaşabilirsiniz. 7- gard'da yayımlanan metinler kaynak gösterilmek şartı ile alıntılanabilir. Gard'a şu kitabevlerinden ulaşılabilir: 

ANKARA: İmge Kitabevi, Dost Kitabevi, A Şiir Evi;

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi, Yerdeniz Kitapçısı.

GARD Şiddetle Tavsiye Eder

 

 GRAM KİTAP


SUB PRESS


 

Miray Çakıroğlu

Kalkış İçin Notlar

Dünyadan Çıkış Yayınları, Şiir


 

A. Emre Cengiz

Akışkan Deney

Heterotopya Yayınları, Şiir


 

Şakir Özüdoğru

Gece Cerrahı

Heterotopya Yayınları, Deneme


küçük İskender

Mayıs Giremez

Sel, Şiir


Çevrimdışı İstanbul 

Dergi, Sayı 2


Birhan Keskin

Fakir Kene

Metis, Şiir


Deniz Durukan

Dokuz Katlı Sıdıka

Mylos Kitap, Şiir


Rafael Campo

Rüzgâr Bizi Hatırlamayacak

Lethe, Şiir