Gard'ın Bu Sayısında Yer Alan Bazı Şairler

  • küçük İskender
  • Anita Sezgener
  • Arif Erguvan
  • Elif Karık
  • Emre Varışlı
  • Emel İrtem
  • Nalan Kurunç
  • Özgür Balaban
  • Zeynep Aygül
  • Müslüm Çizmeci

Çeviri Şiir

  • Rae Armantrout
  • Meg Johnson
  • Jeffery Beam

GARD'ın 5. Sayısı Kitapçılarda!

İnsanlığın büyük bir bölümünün hayatlarını belirleyen ve insanın yaşadığı coğrafyaların büyük bir çoğunluğunda kabul edilen döngüyü çok kısa bir zaman önce doldurduk. Yeni yılın getirdiği yeni dalavereler, çekişmeler ve uzlaşmazlıklarla yeni döngü de eskisinden pek farklı yol alacak gibi durmuyor. İçinde bir takvim olan evlerde doğan çocuklara her ne kadar Güneş’in her doğuş ve batışının birbirinin aynı olduğu anlatılsa da biz yine de her kozmik hareketin kendine has, her insanı farklı etkileyen bir enerjisinin olduğuna ve bu enerjinin her bir insanı farklı farklı sarmaladığına olan inancımızla, dünyanın herkesler için başka deneyim alanları sunduğunu dillendirmeye devam etmeye gayret ediyoruz. 

Gard’ın ilk sayısından beri mevsimler kendilerini Gard’a yazdırıyorlar gibiler, bu sayıda Ertan Yılmaz kışın dilini Gard okurlarına tercüme ediyor: “Koca baharı yuttu yine kış/kaç arkadaş gitti, birkaçı döner bakarsın”

Arif Erguvan, seslendiği öteki ile kendi bedeni etrafına bir bahar gölü yerleştiriyor ve yemyeşil kıyafetine bürünüp ılıman iklimlerin bir flamingo hüznünde açılıyor kendi doğasına: “beni en çok yazlarmış hıçkırtan/iyibahar yaz ve de kötübaharlardan oluşurken dünyamız”

Ötekine duyulan sevginin dünyanın her şeylerine eşitlediği insanı ve insanın kendini dünyanın her şeyleriyle yer değiştirmesine izin verdiği rüyada Mahir Karayazı ötekinin içine yerleşiyor: “uykusu kaçmış biriyim balkonda/üzerine tüm bulutları denemiş biri/kim bilir”

Onur Çalı haiku formunda bir kent hayatı biçiyor insanlar dışındaki canlılara, ölümü mü yoksa: “otoyollarda/ölen bütün hayvanlar:/mezarımız yok/l”

Sokaklar tuhaflıklarla doludur, özellikle bazı evler tuhaflıkları kendine çeker, ya barındırdıkları viranelikler ya da evlerinin içindeki tuhaf yaşayanları ile; her gün geçip giderken yanlarından unuturuz bu tuhaflıkları ve tuhaflıkların bizi çağıran gizemli yanlarını görmezlikten geliriz; Şakir Özüdoğru bir tuhafın davetkar şarkısını dilendiriyor: “bütün bunları tanımadığınız bir evden evinize giderken fark edin/lütfen hiç değilse kendi evinizi tanımadığınız bir gecede gezmeye”

İçlerimize alırken hayatı içtiğimiz, seyrine daldığımızda yüceliğine ve duruluğuna vurulduğumuz suyun hatırını kaçımız sormuştur ve kaçımız üzülmüştür su bugün iyi değil diye; Meryem Coşkunca suya eğiliyor ve fısıldıyor: “Yazın bunu: suyun günüdür bugün!”

İçinde yaladığımız sistemin çarkları aslında arızaya kurulmuştur; ne zaman yanlış işleyen bir şey varsa ki her zaman vardır sistem oradaki yanlışlığı başka bir tarafa kaydırarak düzgün görünmeye çalışır; bu bitimsiz bir döngüdür, A. Emre Cengiz bireysel bir tarih anlatısında çürük dişlilerinde sistemin hatalarını işaretliyor hatalı düzenek’de: “oysa ben, şıklardan yapılma bir/öğrenim düzeneğiydim, gıcırtılı altyapı”

Ömer Akay, tütünün atmosferini, alkolün anayasasını, kanın zeminini ve irinin sınırlarını çizdiği bir oda-cumhuriyetten, Ziverbey’den bildiriyor: “Yeni doğan ünitesindeki bebek kadar huzursuzum.”

Aramıza yeni katılan Nilay Eşli, üstgerçekçi bir hakikatten bir çocuğun rüyasını ikiye bölen bir trenin yasına yaklaşıyor: “Tanrı, bütün istasyonların fişini çekti.”

Aramıza yeni katılan başka bir yazar Ali Erbil, bir Yusuf masalından kaybın izlerinden yeni bir Yusuf hatıratı yaratıyor: “gömleği hatırla Yusuf/iliğinden geçen ömründür.”

Uzun zamandır sesini soluğunu duymadığımız Ataman Avdan, saklandığı delikten, dünyanın uzak bir köşesindeki başka bir kıtadan dünyanın merdivenlerini çözüyor: “Ellerimiz nasıl tedirginse dışarıda/ah dünyanın tavanı uçuşuyor”

Tuhaflıklar silsilesi bir şair Mehmet Sarsmaz, özgün kendi kendinelikten, kendi cumhuriyetinden hiç ummadığı zamanlarını dokuyor insan yaşantısının: “Hiç ummadığın bir zamanda hiç ummadığın bir şey olacak/Göreceksin”

Çeviri şiirlerde İranlı Farisabadi kardeşleri misafir ediyor bu sayıda Gard. Bahareh Farisabadi, bir şapkanın gizeminde, bir şiir polisiyesini çözmeye davet ediyor okuru: “Sonra sigaranın kor ateşiyle yükselip/havada duman dolu onun sesi/Ya da…”; Banafsheh Farisabadi ise Truffaut ve Felming filmlerinden örülü beyaz bir perde de oradan oraya sürüklüyor okuru anlatının kestirilemezliğinde: “Kapıyı açsın diyelim adam/E sonra?” Şairlerin şiirlerin Türkçeleştirme sürecinde yardımcı olan Sinan Özdemir’e ayrıca teşekkür ederiz.

Parisli genç şair Yann Rousselot, okurun hiç alışık olmadığı bir dile, algoritmanın ve borsanın diline davet ediyor okuru, A. Emre Cengiz çevirisi ile: “Hoş geldin insan./Ofisime geç. Bir DARPHANE al.”

2009 yılında Hanging Loose Press tarafından yayımlanan Dialect of a Skirt’un yazarı ve 2011 Paterson Şiir Ödülü finalisti olan Erica Miriam Fabri, sembollerle sesleniyor ötekine ve onu kendi sembol dünyasında avlıyor, bir korno eşliğinde, Şakir Özüdoğru çevirisi ile: “Ya dersem ki, balık giyen adamsın/ayakkabı yerine, ya da şunu dersem, saklanansın bir kızın yeşil/elbisesinin altına?”

Sayısız ödül sahibi Amerikalı şair Jane Hirshfield doğayla kurduğu kırılgan ilişkide tekrar ve tekrar sorguluyor insanın doğa içindeki yerini, Ümit Şener Ta çevirisi ile: “Geç oldu: Gece/bu karanlığa dönüştü/bir meyce gibi-/birden armut-aroma doldurdu odayı.”

Uzun bir yoldaşlığın, ev arkadaşlığının, hayat arkadaşlığının kaybı hepimizden bir şeyler aldı; küçük İskender’in z o z i’sinde bu hayat arkadaşlığına bir güzelleme sunarken, yasın gidenin yerini doldurmayacağını hatırlatıyor bize ve aslında gidenin çok da uzağa gitmediğini camın hemen arkasından bizlere baktığını söylüyor: “Kopyalayıp bu şiiri, bodrum katımın camına astım bugün/Ne tuhaf, inadına dışarıdan kapladı camı buğu”. Siz de kopyalayıp bu şiiri, evinizin, odanızın, ofisinizin, arabanızın canıma asın; orada hissedeceksiniz duygudaş bir buğunun varlığını.

Bu arada, Gard’ın çevresinden güzel haberler gelmeye devam ediyor. Ne zamandır beklediğimiz, Sinan Özdemir’in dosyası, “Pazıl Bozul” şiir dünyasında özgün fikirleri ve yenilikçilikler ile tanınan 160.km Yayınevi’nden çıktı. Onur Akyıl’ın 2014 Necati Cumalı Şiir Ödülü’nü alan Unutacak Kimse Yok isimli kitabı Şiirden Yayıncılık tarafından yayımlandı. Bir çeviri şiirle aramıza katılan Fırat Caner’in geçtiğimiz yıl Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri’ne layık görülen “Zeval” isimli kitabının 2. baskısı Komşu Yayınları tarafından yapıldı. Şakir Özüdoğru’nun da “Arzu Kuaförü”nün yakın zamanda okurla buluşacağı gelen haberler arasında.

2014’ün ilk acı kayıp haberi ise çok kısa zaman önce aldık, muhtemelen hiç kimsenin hakkında tek kötü bir söz söyleyemeyeceği sayılı şairlerden A. Adnan Azar’ı kaybettik. Işığı bol olsun.   

Gard, iyi okumalar diler.

GARD ŞİİR DERGİSİ’ne aşağıdaki kitapçılardan ulaşılabilir:

ANKARA: İmge Kitabevi

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

ÇANAKKALE: Divit Kitabevi 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy)

İZMİR: Yakın Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez), Antik Sahaf (Tarsus)

Gard'ın 4. Sayısı Kitapçılarda!

“Akışkan modern dünya” enerjimizi, zamanımızı, umutlarımızı ve hatta hayallerimizi sömürmeye devam ediyor; onun başımızı döndüren hızına bir kez kendimizi kaptırdık mı kendilerimize ayırdığımız zamanlardan geriye bir tutam toz bile kalmadığını, o zamanlar için sakladığımız enerjinin çoktan tükendiğini, o zamanda yapılacakların güzel günlere atılacak adımlar olduğuna dair inancımızın elimizden yitip giden umutlarımıza dönüştüğünü içlerimizdeki uysal hayvanın hırıltıları eşliğinde gözlemliyoruz. Akışkan modern dünyanın bu zorbalığının mağdurlarından biri de Gard’ın dördüncü sayısı oldu; ancak nihayet son nefeslerimizle bu sayıyı da on beş günlük bir gecikme ile hazır edebildik. Umarız bu sayı hızı keserek, etrafınıza bakabilmenize, havayı soluyabilmenize, rüzgarı teninizde hissedebilmenize, boğazınıza dökülen alkolün tadını alabilmenize vesile olur. Zorbalığın içindeki bazı başka zorbalıklara karşı hep bir ağızdan Edip Cansever’in dizesi ile inleyerek: “Ya alkol olmasaydı”!

Bu sayıda,

Karanlıklar içindeki bir bahçede tek ışığı, oradaki masum ateş böceğini arıyor Emel İrtem ve o ateş böceğinin ölümüyle irkiltiyor okuru: “insanı asarak öldüren neyin bilinci/ve yargıçlar tavşan avına çıktığında/kötülüğün idamına kim karar verecek”

Bundan sonra hep aramızda olsun istediğimiz Onur Akyıl, insanın bedeni bir devrimler tarihidir önermesini doğruluyor kentleri, aşkları, dostlukları, ülkülere kapılmış hülyalı zihinleri kanla tanıştırdığı şiirinde: “lirik bir katliam dedi kolonyaya takılanlar geceleri, alimler: cehennem bileti”

Pastoral bir çevre düzenlemesine tutkulu bir sürtüşmeyi, aşık olan tarafıyla insanın aşkı düşünen tarafının iç içe geçmesini yerleştiriyor Vural Uzundağ kendi bedeninde sanki ötekinin bedenini deneyimleyerek: “baktım ki tutuşmaya gelmiş bir okyanusu geçiyorum”

Nilüfer Altunkaya ezoterik metinlerin izinde Tanrı ve insanın arasındaki geçirgenliği zorluyor bir Davut siluetinde: “bir oğul bekledim çölün ruhundan/bir oğul düşün saydamlığından”.

Kerim Akbaş, Temmuz’dan ödünç aldığı bir hikayenin parçalarından yeni baştan inşa ediyor Kasım’ı: “şimdi kasım şimdi görmeklerden artık trenler yok/ve kapı aralığından fısıldanmış alçak suratı itirafın”

Bengü Özsoy sanki sadece Gard için bozuyor sessizliğini ve sessizliğinde en küçük birimine kadar parçaladığı “aşk”ı, kadınlıklarla karşı karşıya getiriyor: “her kararı doğru değildir/bencileyin eksik kadınların”

Kedisevengiller bir gün bir kediseven dükkan açsa bu dükkanda kadın çorabı satsa ve bir gün bu dükkana bir insankadınsevenkedigil takılmaya başlasa adı Cevat olsa… hikayenin gerisi erenokur’dan: “kadın klonlayan bir mağazanın kedisiyim, adım cevat tekir tekin”

Birçok ayna parçasından yansıyan çoklu gerçekliklerin imgelerinin izinden gidiyor Fatma Nur Türk ve bir bütünlüğü arıyor bütün olmanın imkansızlığında İbn-i Arabi’nin sözlerini kendine kalkan edinerek: “sen kimsin? Şüphesiz sen, sen değilsin?”

Neler yapıp ettiğini, bedenini nerelere sürüdüğünü merak ettiğimiz Umut Taylan bu kez Uterus’dan sesleniyor, hem yapayalnız hem hüzün dolu bir lirikle: “Kimse bizi romansın öldüğüne inandıramaz.”

Varlık Dergisi’nin Yeni İmzalar köşesinden küçük İskender’in işaret etmesiyle aramıza katılan yepyeni bir imza Doruk Çelik, bu sayıda bir boz ayı kaligrafisi çiziyor bize: “Çatık/Mevzu, candan anüse ayrıt, çatık/depremler/zedeler.”

Daha önce çeşitli dergilerde ismine rastladığımız Elif Karık bir yaranın rüyasından bir dünya tasviri çiziyor: “Yeni gömülen bir ölü/Nasıl sığacaktı ki mezara”

Gard’ın yeni isimlerinden Can Karatek, bir sevgilinin ardından, geçmişten kopardığı bir anı yığınını gümbür gümbür bir toplumsal tarih ile harmanlanan kişisel tarihine yerleştiriyor: “kızlar beni ölü görürdü. Ben tarihi bir güldüm sevgili güm!”

Gard’ın diğer bir yeni imzası Ali Akan bir tas su’da dil ve felsefeyi arındırma rehberi sunuyor: “Boğazım kanıyor,/dalın/sırt kokuları/asılıyor”.

Zoo Press Şiir Ödülü ve 2001 Kenyon Review Ödülü gibi birçok ödül sahibi ve şiirleri birçok antoloji ve derlemede yer almış olan Amerikalı şair Beth Ann Fennelly, “Hatıra” isimli şiirinde tam da başta değindiğimiz akışkan modern dünyanın bir evliliğe indirdiği darbeleri çiziyor balayından döndüğü trenin çatlayan camlarına: “Aydınlık istasyona yaklaşınca kapadım gözlerimi./Uyanık kalsaydım eğer, haraket ederdim.” Fatma Nur Türk çevirisi ile.

The Dial dergisinin editörlüğünü yapan ve Elizabeth Bishop, Allen Ginsberg, John Ashbery ve James Merrill gibi dönemin genç şairlerini destekleyen, Ulusal Kitap Ödülü ve Pulitzer Ödülü gibi önemli ödüllerin sahibi 1972 yılında kaybettiğimiz ünlü Amerikalı şair Marianne Moore’un iki şiiri aşkın ve kadın erkek ilişkilerinin yumuşak dokusunda geziniyor, Fatma Nur Türk çevirisi ile.

Şair, performans sanatçısı, besteci ve oyun yazarı olan, 2004 yılında kaybettiğimiz Jackson Mac Low’un deneysel metni “Duy Ki Burada Ben”, Fırat Caner’in çevirisi ile karşılıyor okuru.

Nicholas Roerich Ödülü sahibi, Sapphovari şarkılar söyleyen Diane Thiel, buyrukların, yasın ve metalin arasında A. Emre Cengiz ve Şakir Özüdoğru çevirisi ile benlerinden geri kalanları arıyor: “Benlerimden biri öldü o akşam.”

Michael Mark Kitap Ödülü sahibi, Dublinli şair Roisin Tierney’in seksenlik Vera’nın sanrılardan damıtıp getirdiği öğrenilmiş çaresizlik titretiyor okuyucuyu Şakir Özüdoğru çevirisi ile: “Vera, seksenlerinde, hayat dolu hala”

Kendini Tunus edebiyatını İngilizce’ye çevirmeye ve diğer ülkelere tanıtmaya adayan Tunuslu şair Ali Znaidi her şeye karşın umudu hatırlatıyor bize, A. Emre Cengiz çevirisi ile: “ufak bir fener asılı kaldı/duvarında bir uzak/kulübenin”.

Son olarak, çevrede olup biten gerçek hayatın içinden umut verici birkaç ışıktan da bahsetmeden bu sayının tanıtımını kapatmayalım. Birkaç çılgın, bir araya gelip okur-katili, anlatı uslanmazı ve sosyal tarihin unutulan mekanlarında gezinen kitaplar basmaya karar vermişler ve GRAM Kitap’ı kurmuşlar. Bundan sonra bir kardeş yayın evi oldu Gard’ın. GRAM Kitap’ın ilk kitapları; Mustafa Kılıçer’in Çıldırı'sı, Abdullah Akan ve Ersin Türksönmez’in Polemus’u ve Kitap-lık Dergisi’ndeki denemelerinden tanıdığımız İlyaz Bingül’ün Postanedeki Sandalye’si ve kapsamlı bir araştırma kitabı olan Osmanlı’da Kahvehane ve Toplumsal Yaşam Mekanları. Daha ayrıntılı bilgi için gramkitap.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Bir diğer sevindirici haber ise, Gard şairlerinden Onur Sakarya’nın Hayal Yayınları’ndan çıkan Zula isimli şiir kitabı. Daha nice kitaplara ve yayınlara doğru.

Gelecek yılın ilk ayında görüşmek üzere.

 

GARD ŞİİR DERGİSİ’ne aşağıdaki kitapçılardan ulaşılabilir:

ANKARA: İmge Kitabevi

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

ÇANAKKALE: Divit Kitabevi 

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy), 6.45 Dükkan (Kadıköy)

İZMİR: Yakın Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

MERSİN: Sokak Kitap Kahve Evi (Merkez), Antik Sahaf (Tarsus)

Akışkan Modern Dünyada Şair Gömleği Nasıl Giyilir?

Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup adlı kitabında, gözümüzün önünde duran ancak sormayı, sorgulamayı hiç akıl etmediğimiz, öylece kabul ettiğimiz şeyler için “aydınlıkta saklanmak” deyimini kullanıyor Zygmunt Bauman, hiçbir şeyin aydınlıkta saklanan kadar görünmez olmadığını vurgulayarak. Şiir ve şair üzerine üretilmiş tanımlamaların bolluğu hepimizin malumu. Öyle ki bu durum şair giysinin içinde giren bireyi, bu tanımlamaların getirdiği sorumluluklar altında ezebilecek bir raddede. Şair olarak görünürlük kazanan kişinin, kendisini şiire bulaşmamış ya da şair olma gayreti içindeki kalabalıktan daha önemli, hadi daha üst diyelim, bir konumdaymış gibi algılaması; diğer yandan başkalarının algısından ve tanımlamasından kurtulup da kişisel bir konumlama sürecine girmeye yanaşmaması, bana “aydınlıkta saklanan” bir mevzu gibi göründü. Bu nedenle, GARD şairlerine aşağıdaki soruları yöneltmek istedim, elbette cevapların, bu aydınlıkta gizlenme halinin biraz olsun üstünü açabilmesini umarak:

 

1. Kişinin şairliği kim tarafından belirlenir?

2. Şiir yazan kişinin, kendini tanımlama noktasında arka sıralarda bulunduğunu düşünüyor musunuz, neden?

 

Soruşturmaya Katılanlar: Barış Acar, Batur Münevver, erenokur, Nilüfer Altunkaya, Onur Sakarya, Özgür Asan, Rahman Yıldız, Sinan Özdemir, Şakir Özüdoğru

 

Soruşturmayı Hazırlayan: A. Emre Cengiz

 

Soruşturmaya ulaşmak için tıklayınız.

Gard'ın 3. Sayısı Kitapçılarda!

Görece kısa bir yazın ardından, kuzey yarımkürede dünyanın sonbahar ruhu bedenlerimize sürtünmeye başladı. Eylül’le birlikte birçoğumuz kısa bir süreliğine ara verdiğimiz, ara vermeyi başarabildiğimiz okullarımıza, işlerimize; kent ve insan keşmekeşine geri dönüyoruz. Kentleri boş bırakmayanlar Taksim Gezi Direnişi’nin ruhunu rengârenk merdivenlerde ve forumlarda sürdürürken biz de boş durmadık ve Gard’ın üçüncü sayısını şimdiden gerilimli geçeceğe benzeyen bir sonbahar için hazır ettik; Türkiye’nin 2013’ünün Haziran’ına şimdiden duyduğumuz özlemle, “o eylül’ü haziran yap!” diye bağırarak.

Bu sayıda,

Gard’da her zaman görmek istediğimiz acayip kişi Emre Varışlı, insanın kendini bilen bir memeli olarak durmasının korkusunu iliklerine kadar hissederek nasıl da bir baskı ve zulüm imparatorluğu kurduğunu ve bu mezbeleden bireysel bir çıkışın ancak kalımsızlığın sürekli akılda tutularak olanaklı  olduğunu kısacık şiiri ile dillendiriyor “onlar hep bir memeli olarak kimlik beklediler/beni yanında tut benim sakallarımı kes beni sakla/ölüp gideceğim.”

Zeliha Köse, oldukça bireysel gibi duran bir anlatıyı bu dünyanın oldurmazlığına ördüğü naif liriğinde olumlamanın kırgın yadsımasıyla seslendiriyor: “bırak bırak bir kurbağa dilidir mesela/senin ağzına göre değil bu dünya”

Bu sayı ile birlikte Gard’ın en kalıcı şairi olmayı başaran ve hep öyle kalmasını dilediğimiz Arif Erguvan, gerçekten bir mevsim şairi de olduğunu kanıtlıyor ve gerek ilk gerek son baharda içine bakıp kendi benlerini bulamayanın nesneleri, ilişkileri, insanları gördüğü saydamlıktan uzun soluklarla bildiriyor, berbati: “kışbaharın yazbaharın/sıcak ve kumral dağların vadisinde/ben esmer mavi gözlü şeyler yazarım/karanlık sokaklardan gürültüyle geçen/deniz motorlarıdır yazarım/kendimi yani kendimin o kısa halini”

Geçen sayıdan aşina olduğumuz Onur Çeğil, “kirlenmek tüzeldir” şiirinde gündelik hayatlarımıza sinen şiddeti ve bu şiddeti sindirme biçimlerimizi oluşturmaya çalıştığı ironik dilinde öne çıkarıyor: “bir yudum tekila bir damla tabasco/yenior ve yeniliyordu rüzgarda Poncho/uzuuuun uzun kaybediyordu hayat”

Bu sayının sürpriz isimlerinden biri, fanzinlerden ve Reportare sitesinin Copy/Paste bölümündeki e-kitabından bildiğimiz Batur Münevver, Batur yine sağaltılamaz bir karanlığın çeperlerine çarparak ilerliyor ve etin, kanın, bedene yapışan kederin ve hüznün bir şölene dönüşeceğini umduğumuz gün ışığı istasyonu’na doğru yürüyor: “Zevklerin zehrine sarılmış/Bir örümcek ağı gibi arzular ölümü dudaklarımız”

Bu sayının diğer bir sürpriz ismi ise neden bu zamana kadar bizimle olduğunu onun da bizim de anlamadığımız Kaan Koç, şair sanki günümüzde Herakleitos’la hesaplaşıyor alttan alta bütün ırmakların aynı denize döküldüğünü ima ederek ve hakkını vererek dökülecek bir deniz olmama olasılığının: “neden boynuma asılı bu madalyonda hep/kesik insan başları oldu ama buldum!”  

Gard’da olmasıyla bizi sevindiren diğer bir isim de, “eksik adam” ve “yancının aşkı” kitaplarının şairi Onur Sakarya. “hayat devam etmiyor” isimli şiirinde tam da gündelik olanın ortasında bir kartograf edasıyla hayatın heyulasını not ediyor gözlerine bir kırgınlık örtüsü yerleştirerek: “Otogarlarda bir şeyler deviniyor/İlk otobüse atlıyor kaybetmiş ve çirkin biri/Yollar, işaretler ve işaretçiler, mini  yolculuk yastıkları/Bu şehirden gideceksen gölgeni de götür”  

Özgür Asan bir yas şiiri ile yer alıyor bu sayıda, ölümün olduğu yerde susmak gerekir: “Şimdiye değin belki gördünüz belki görmediniz/ Ben de boynuna geçirdiği ipi görmedim/Yuvalarından çıkan gözlerini/Can çekiştiğini sallanırken bir ağacın altında”

Çeşitli dergilerde ismine rastladığımız Mvustafa Berkay Işık’tan bu sayının düzyazı şiiri, evet yanlış okumadınız, bir Roma “U”su olarak “V”; kurduğu kişisel mitin içine çağırıyor okuru: “’kıyılar silinir dörtnala koşan akıntıda’”

İnsan ilişkilerinin riyakarlığına ve kurumların zorbalığına karşı sıradanmış gibi görünenin inciticiliğinden, evet tam kötülüğün sıradanlığının merkezinden kalplerimize ve zihinlerimize ağır darbeler indirmeyi başaran dobra ve sekter dizeleriyle bu kez güvenlikli sitelere kan, kır pidecilerine caffe latte taşıyor Ömer Akay: “babama bir büyük ısmarladım./anneme dernek buldum./sevgilime daha iyi adamlar, patronuma daha iyi bir işçi, arkadaşıma/ iyi bir kaybediş fıkrası buldum.”

Duvar dergisinden dili ve dille beraber nesneler ve canlılar arasındaki ilişkileri zora koşan şiirleri ile tanıdığımız Monica Papi, bu sayıda bir kadının toplamasının gözcülüğüne soyunuyor: “kadın düşünmesini size uzatacak çünkü kadın düşünmesi içinde bir mevsim buluyordur.”

Gard üçüncü sayısında şiirleri ile yeni görücüye çıkmaya başlayan bir şairi ağırlıyor, Arda Karapınar “akla dair bilgelik kitabı” isimli şiirinde gaipten gelen seslerin bir bir hayatta kalma içtepisi mi yoksa tanrısal bir emir mi olduğunun birbirine karıştığı anların vakanüvisliğini yapıyor: “her nehre, yasaklı çocuklar peydahlayıp/kendine peygamber soran yalnız bir tanrı arıyorum”.    

Gard bu sayıda yine bol bol çeviri ile selamlıyor okuru,

Birçok şiir kitabı bulunan ve 2007 yılında BC Kitap Ödülü’nde finalist olan tanınmış Kanadalı şair Maxime Gadd’ın İkinci Dünya Şavaşı’nı dehşetengiz bir yabancılaşma ve apokaliptik mitler ekseninde ele aldığı “VE” isimli şiiri A. Emre Cengiz çevirisi ile tüylerinizi diken diken edecek: “VE otobüste fırlayan kara tünelleri boyunca gecenin boş çayırlarında/Tanrı geldi ve bana yanımdaki yabancıyı öldürmemi söyledi”

Jaz şiirinin babası ve Harlem Rönesansı’nın öncülerinden, Amerikalı şair, aktivist, romancı, oyun yazarı Langston Hughes’ın “Hayat Güzel” isimli şiiri Ümit Şener Ta çevirisi ile Gard’ın üçüncü sayısında: “madem hala yaşıyorum,/yaşamaya devam edebilirim herhalde./aşk için ölebilirdim,/ama yaşamak için doğdum.”   

Genç Amerikan şiirinin tanınan şairlerinden, Black Lawrence Press’in şiir editörü, Zoland’ın kitap eleştirmeni ve aynı zamanda bir çevirmen olan Kent Leatham, porno yıldızı Rosie’nin setine konuk oluyor ve hiç beklenmedik bir görüşme gerçekleştiriyor pornografi ve cinsellik üstüne zihin açıcı fikirleri olan yıldızla, A.Emre Cengiz ve Şakir Özüdoğru çevirisi ile: “’Sana göstermek istiyorum/imkanlar okyanusunu/buzun hemen altında bekleyen’”

Amerikan Gotik edebiyatında hızla bir edinmeye doğru giden, Raw Dog Screaming Press’in şiir editörü ve öykü yazarı ve şair Stephanie M. Wytovich, liselilerin popülerlik yarışında kendilerinden kaybettikleri parçalarına bir güzelleme ile dudaklarına toplanan iltihabı harfler yerine saçıyor sayfaya, Şevki Martin ve Deniz Cansever çevirisi ile: “Bu yüzden her gece,/delerdim kendimi/annemin dikiş iğneleriyle--/On defa alt – beş defa/Üst dudaktan”

Ertuğrul Kürkçü, tarih bir kez mantığı aştığında, toplumsal çatışmanın kendi gidişi aklın egemenliğine boyun eğmediğinde bile, kolektif dehanın kendini göstermesi için sonsuz olanaklar sunulabildiğini ve bir gelecek umudunun tohumunun fışkırtılabildiğini yazmıştı, Paris Komünü hakkındaki kitabında. Ulaş Başar Gezgin, bu umudu her daim içinde taşıyan ve dizeleriyle başkaldırının ve ayaklanmanın şiirine dönüşerek Mısır’ı ayağa kaldırabilen şair Ahmed Fuad Negm’yi konuk ediyor sayfalarımıza: “Kâr etmez mahkum edenin barbarlığı/Kim hapse koyabilir ki Mısır’ı?”

Gard bu sayısında bir de soruşturma ile selamlayacak okuru. A. Emre Cengiz’in hazırladığı soruşturmada “modern akışkan dünya”da şairin şair gömleğini nasıl giydiğini ve arka sıralardan ön sıralara nasıl geldiğini arşınlayacak Gard şairleri. Sitemizin Çevrimiçi Edebiyat bölümünde Eylül’ün ortasında yer alacak soruşturma kendimize neleri sorduğumuz ve kafamızın nerelerde nasıl karıştığı konularına ışık tutar umarız.

Gard’ın Çevrimiçi Edebiyat bölümü için sizin de anlatılarınızı, önerilerini, teklif ve eleştirilerinizi bekliyoruz.  

Gard’ın geçen sayısında yer alan Jan Ender Can’ın “İntihar Dudaklı Bir Çocuğun İlk Duası” isimli şiiri teknik bir hatadan dolayı eksik çıkmış, şiirin tamamına Çevrimiçi Edebiyat bölümünden, Gard’dan Seçkiler sekmesinde ulaşabilirsiniz. Bu hatamızdan dolayı okurlarımızdan ve şairden özür dileriz.

Son olarak, Gard çeşitli şehirlerde derginin dağıtım ile uğraşan gizli emekçilerine, -İstanbul’da Mustafa Kılıçer’e ve Alper Yahyagil’e Ankara’da Fatma Nur Türk’e, İzmir’de Eren Okur’a, Afyon’da Zeliha Köse’ye, Batman’da Ercan Y. Yılmaz’a, Gaziantep’de Yakup Kuyucu ve Sinan Özdemir’e- teşekkür eder. Gerçekten de onların omuzlarında yürüyor dergi.

 

GARD ŞİİR DERGİSİ’ne aşağıdaki kitapçılardan ulaşılabilir:

AFYON: Afyon Kültür Evi

ANKARA: İmge Kitabevi

BATMAN: Bilgi Kitap Kırtasiye

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi

İSTANBUL: Mephisto İstiklal, Mephisto Kadıköy

İZMİR: Yakın Kitabevi

GAZİANTEP: Don Kişot Kitabevi

     

 

 

 

 

Sayfa 4 / 4

Son Eklenenler

jeffery-beam JEFFERY BEAM   Amerikalı şair. The Broken Flower, Gospel Earth, Visions of Dame Kindgibi ödüllü birçok şiir kitabının sahibi olan Beam’in 1969-2012...
169
anita-sezgener ANİTA SEZGENER   1971’de İstanbul’da doğdu. Sefarad yahudisi bir ailenin çocuğu. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat’ı hiç sevemeyip bırakınca...
332
nalan-kurunc NALAN KURUNÇ   1984, Eskişehir doğumlu. Felsefe/Kıta Avrupa felsefesi, Yeni Materyalizm, Otonomist gelenek,  Radikal Teori, Toplumsal Mücadeleler ve...
275
gard-21-kitapcilardaGard Şiir Dergisi, 2 yıl süren uzun bir aranın ardından 21. sayısıyla selamlıyor okurlarını. Yeni yayın hayatında imtiyaz sahibi ve sorumlu yazı işleri...
170
gard-n-19-say-s-kitapc-larda100. doğum günü kutlanan şair “ansızın açmalar” diyor, “çıkmalar bu kapanmalardan”. Kışın örtüsünü yırtan ilkbahar, yazı seriyor önümüzdeki birkaç aya....
706
damla-oeztuerk Damla Öztürk ’95 Ankara doğumlu. İlk ve Ortaokul öğrenimini Gülhane İlköğretim Okulu’nda tamamladı. 2012-2013  öğretim yılı sonunda Ankara'da bulunan...
1055
irfan-doenmez İrfan Dönmez 1980 yılında Eskişehir’de doğdu. 2003 yılında Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-iş Öğretmenliği Bölümü’nden Mezun oldu. 2008...
759
jason-zuzga Jason Zuzga Arizona Üniversitesi’nde şiir ve nesir üzerine yüksek lisans yaptı. Pennsylvania Üniversitesi’nde İngiliz Dili doktorasına devam etmektedir....
603
ndue-ukaj Ndue Ukaj 1977 doğumlu Arnavut ve İsveçli yazar, yayıncı ve edebiyat eleştirmeni. İçlerinde 2010 yılında Kosova'da yayımlanan en iyi şiir kitabı...
664
dimitri-sergeyevic-merejkovski Dimitri Sergeyeviç Merejkovski Din düşünürü, edebiyat eleştirmeni, filozof, şair. Rus Şiirinin Gümüş  Çağının önde gelen ismi ve Rus...
695

GARD Hakkında

GARD, Eskişehir’de yayımlanan ve sadece şiire yer veren iki aylık bir şiir dergisidir. Sade tasarımıyla şiir ve okuru arasında bir köprü kurmayı amaçlayan GARD’da çoğunlukla genç şiire yer verildiği gibi, çeviri şiirlerle yabancı ülkelerdeki güncel şiirin de nabzı tutulmaktadır. 1- gard'da sadece şiir yayımlanmaktadır.2- gard, kâr amacı gütmeyen gönüllü bir oluşumdur. 3- gard'da yayımlanan metinlerin etik, hukuki ve insani sorumluluğu yazarlarına aittir. 4- gard'a ürün yollamak için e-posta adresini kullanınız ve metninizi e-postaya ekli bir word dosyası olarak gönderiniz. 5- gard için görsel materyal önerisinde bulunmak isteyenlerin e-posta adresine daha önceki çalısmalarını içeren bir sunum dosyası yollamaları gerekmektedir. gard'a şiir göndermeden önce Çevrimiçi Edebiyat bölümünde bulunan, Poetik Meseler sekmesinde yer alan metinleri okumanız şiddetle salık verilir. 6- gard'da yer alan çeviri siirler, sairlerinin izni ile yayımlanmaktadır. Çeviri Şiir sekmesinden şiirlerin orijinallerine ulaşabilirsiniz. 7- gard'da yayımlanan metinler kaynak gösterilmek şartı ile alıntılanabilir. Gard'a şu kitabevlerinden ulaşılabilir: 

ANKARA: İmge Kitabevi, Dost Kitabevi, A Şiir Evi;

ESKİŞEHİR: Adımlar Kitabevi; 

İSTANBUL: Mephisto (Beyoğlu), Mephisto (Kadıköy);

İZMİR: Yakın Kitabevi, Yerdeniz Kitapçısı.

GARD Şiddetle Tavsiye Eder

 

 GRAM KİTAP


SUB PRESS


 

Miray Çakıroğlu

Kalkış İçin Notlar

Dünyadan Çıkış Yayınları, Şiir


 

A. Emre Cengiz

Akışkan Deney

Heterotopya Yayınları, Şiir


 

Şakir Özüdoğru

Gece Cerrahı

Heterotopya Yayınları, Deneme


küçük İskender

Mayıs Giremez

Sel, Şiir


Çevrimdışı İstanbul 

Dergi, Sayı 2


Birhan Keskin

Fakir Kene

Metis, Şiir


Deniz Durukan

Dokuz Katlı Sıdıka

Mylos Kitap, Şiir


Rafael Campo

Rüzgâr Bizi Hatırlamayacak

Lethe, Şiir